18 Temmuz 2011 Pazartesi

Zengin Olmak Çok Parası Olmak Değildir


“Zengin: Parası, malı çok olan, varlıklı, fakir karşıtı.” TDK böyle diyor günümüzde. Paran çok olacak ya da bok olacak. Küçükken neydi peki zengin olmak? Yazıyı yazmadan önce 8 yaşındaki yeğenimi çağırıp sordum “Kimler zengindir lan?” diye “Doktorlar, iş adamları.” diye cevap verdi. “Neleri vardır bunların?” dedim. “Paraları, pulları, evleri, arabaları vardır.” dedi. Haklı çocuk, doğru da söylüyor fakat bence küçükken öyle değildi zengin olmak.
 

 


Herkesin bildiği gibi bizim çocukluğumuzda zengin olmanın ilk şartı Pringles yemekti. Herkes yiyemezdi Pringles’ı. Normal insanlar nadir yerdi fakat zenginler 3 öğün Pringles yiyormuş gibi gelirdi. Şimdilerde bakıyorum da “Neden o zaman çok pahalıydı lan Pringles?” (Bkz: Magnum)
 


Hiç unutmuyorum bir gün anneme sormuştum “Anne Ali amcalar fakir mi?” diye. Annem de “Yok değil. Bizim gibi.” demişti fakat ben hâlâ kendi içimde onların fakir olduğunu düşünüyordum. Neden mi? Çünkü, kumandalarında azıcık tuş vardı. Evet. Ali amcaların kumandalarında az tuş var diye onlar fakirdi. Bunu hiçbir şey değiştiremezdi. İsterse villaları olsun, isterse limuzinlere binsinler onların kumandalarında az tuş vardı.
 


Biz küçükken bilgisayarlar yaygın değildi bu kadar. Bilgisayarı olan eve gittiğimizde ne yapacağımızı şaşırırdık. Biz ataride Soccer, Tsubasa oynayarak sahayı baştan sona 30 dakikada katederken adamlar çatır çatır Fifa 97 oynuyordu. Biz de belki onların evine gideriz de onlar oynarken hız tuşuna basarız diye bekliyoduk. Neticede onlar zengindi abi.


Bu neden böyledir bilemiyorum ama mavi saplı çatallar, kaşıklar, bıçaklar zenginliğin simgeleriymiş gibi gelirdi bana küçükken. Hatta ellerinde mavi saplı bıçaklar, kaşıklar, çatallar birbirleriyle şakalaşıyorlar, oynuyorlar…

İşte bu ve bunun gibi bir sürü şey vardı küçükken zengin olmanın ölçütü. Şimdi sizden bir şey isticem bu yazıyı okuyanlar Acaba sizin küçükken zenginlik ölçütünüz neydi bu yazıyı okuyanlar?

OKUYUCU YORUMLARINDAN EKLENENLER


Bianchi bisikleti olanlar
 

36'lı Monami pastel boyaya sahip olanlar


Doğan SLX'e binenler (Halkın genelinde Şahin varken)

 


LC Waikiki giyenler



Kivi yiyenler
 
Evinde 2. kata çıkan merdiveni olanlar
Furby'si olanlar
 

Siyah spor ayakkabısı olanlar
Action Man'i olanlar

Desenli peçeteye sahip olanlar
Metal kutuda Faber Castell boyaya sahip olanlar
 

Işıklı spor ayakkabısı olanlar
 
 
Yazın tatil için yazlıklarına gidenler
 
Amcası, halası, dayısı, teyzesi Almanya'dan çikolata getirenler
 
 
Barbie evi olanlar
 
Akülü arabası olanlar

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Özür Dilerim Sümbül Teyze




















Efendim birçoğunuz biliyor ki benim adım Emre. Emre isminin anlamını merak ediyorsanız söyleyeyim. Emre âşık, sevgili, müptela anlamlarına gelen bir isim. Kökenine inmek gerekirse eğer "amramak" yani "sevmek" fiiline gidiyoruz. Amrak da "sevgili, âşık" anlamlarıyla karşımıza çıkıyor. Tabii bizim bu isimler sürekli değişe değişe geldiği için amrak da yamrak, amrag, emrak evrelerini atlatmış Emre olana dek. Yani birisi yamrak evresinden sonra "Buna bundan sonra yarrak diyelim lan." dese şu an bu yazıyı yazmak yerine ağlıyo olurdum herhâlde.

Bu ismi bana buradan teşekkürlerimi sunduğum abim ve ablam koymuş fakat son ana kadar ismim Behlül olacakmış. Mahallemizin sözü dinlenen teyzelerinden Sümbül teyze "Kur'ân da geçiyor, Behlül koyun bence." demiş çünkü. Sonra son anda abim ve ablam karşı çıkmış, Emre olmuş adım. Fakat olay böyle değilmiş, bu hikâyeyi ben nasıl uydurdum hâlâ düşünüyorum. Senelerdir hep kendimi kandırmışım. Bugün gerçekleri öğrendim işte. Aslında Behlül ismini annem koymak istemiş fakat Sümbül Teyze "Bizim bi tanıdığın ismi Behlül, öyle isim mi olur yahu." demiş ve annemi kararından vazgeçirmeye çalışmış. Ayrıca Behlül ismi Anadolu'da Veli'den sonra koyunlara en çok koyulan isimlerden biri. "Behlül ismi ile yaşanır mı?" diye düşünüyor insan, hele ki 2010 yılında yaşanır mıydı?

Neyse bu yazıyı yazmamın amacı ne Emre isminin anlamından bahsetmek, ne kökeninden bahsetmek, ne ablama, abime teşekkür etmekti. Bu yazının tek amacı senelerce suçladığım Sümbül teyzeden özür dilemekti. Herkesin önünde senden özür dilerim Sümbül teyze. Duydum ki yaşıyormuşsun. Allah uzun ömürler versin sana Sümbül teyze.

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Fark etmez

















Sanırım bundan tam bir sene önceydi. Fırına gitmiştim ekmek almak için. Benden önce 10-11 yaşlarında bir çocuk vardı bir şeyler alan. Üstü başı kir içindeydi. Büyük ihtimalle yakın çevrede inşaatta ya da boyacının yanında çalışıyordu. Çocuk "İki tane gözleme verir misiniz?" dedi. Fırıncı kadın sordu "Neyli olsun?" diye. Çocuk tek kelimeyle açıkladı olayı "Fark etmez."

Ben o sırada içimden tekrarlamaya başladım "Fark etmez dedi lan. Fark etmez dedi oğlum. Fark etmez..." Kendi kendime düşündüm o günden sonra... Ben senelerdir bir şey alırken, "Neyli olsun?" sorusuna "Fark etmez." diyemiyorum. Neden acaba? Sadece düşünün. Siz diyebiliyor musunuz? Neden acaba?

Ben bundan sonra hep Fenerli olucam
























Mahallemizde bir Yunus amca vardı küçükken. Ben sokakta oynarken "Emre hangi takımı tutuyorsun?" diye sorduğunda "Fener." derdim her seferinde ve her seferinde eve dönüşte bana bakkaldan bir şey alırdı. Tek bir şartı vardı: Cimbomlu olacakmışım. 5 yaşlarında idim. Kabul ederdim Yunus amcanın teklifini. Eve gittiğimde suçumu bildiğim için sessizce otururdum. Konuşamazdım bile. En sonunda biri dayanamaz sorardı "Noldu?" diye. Ben de söylerdim "Ben Cimbomlu oldum." diye. Sonra abim döverdi beni. Yarın yine Fenerli olurdum.
Bir gün evde oturmuş televizyon izliyordum. Yıl 1994. Aylardan Kasım. Radyoda da Fenerbahçe'nin maçı vardı. Televizyonu bırakıp maça doğru yoğunlaştım. Yerde minderin üstünde oturuyordum. Nielsen attı, Oğuz attı, Feyyaz attı... Fenerbahçe o gün Kayseri'yi 8-1 yenmişti. O gün dedim ki kendi kendime "Ben bundan sonra hep Fenerli olucam." diye.
O günden sonra ben hep Fenerli oldum. Yunus amca yine bir şeyler aldı bana ama ben hep Fenerli oldum. 7 yaşındayken kahvede en ön sırada "Devre arası olsa da gözlerimin acısı geçse." diye beklerken de Fenerliydim ben. 10 yaşında nargile dumanından boğazımın acısı geçsin diye sürekli ayran içerken de Fenerliydim. 98 yılında Hakan Şükür 87. dakikada gol atarak durumu 2-2'ye getirdiğinde Adnan abinin biranesinden koşarak çıktığım günde Fenerliydim. O gece eve giderken hüngür hüngür ağlarken de. 2002'nin 6 Kasımı'nda teravih namazı nedeniyle maça koşturarak giderken de Fenerliydim ben, 2001'de son haftaki Samsunspor maçından önce sokaklarda bayrakla gezerken de. 2008'de Kızılay'da 100-150 Galatasaraylı cafenin çıkışında beni ve 6 arkadaşımı dövmek için beklerken de Fenerliydim ben. Onlara inat "Burası Kadıköy, burdan çıkış yok." diye bağırırken de.
Ve işte ben böyle kötü bir günde de Fenerbahçeliyim ve emin ol yarın da Fenerbahçeli olacağım. Siz üzülürken de, sevinirken de Fenerbahçeli olacağım. Siz skorlara, şampiyonluklara, kupalara âşıkken ben sadece Fenerbahçe'ye âşık olacağım. Orada, burada ya da şurada... Nerede olursa olsun, Fenerbahçe varken ben sadece Fenerbahçeli olacağım.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Küçükken
























-Küçükken yaşadığı mahalleye geri dönen yaşlı adam evinin karşısındaki dutluğun hâlâ orada olduğunu görünce g*t oldu.

-Küçükken pipimi sıkıp İstiklal Marşı okutturmaya çalışan abi, eğer seni şimdi bulursam çükünü kesip cebine koymazsam en adiyim.

-Küçükken hep “Ünlüler de patlıcan musakka, kuru fasulye, yeşil mercimek yemeği yiyolar mı acaba?” diye düşünürdüm.

-Küçükken hangimiz bakkal çocuğu olmak istemedik ki? Nedense bakkal cocukları da hep mütevazı tipler olmuştur bu hayatta.

-Küçükken kırmızı kalem yüzünden kıpkırmızı olan eller büyüdüklerinde insan kanı yüzünden kıpkırmızı oluyor ya bazen, acaba eksik olan ne?

-Küçükken GAP denen markayı pazar malı sanıyordum ben. Hepimizde vardı lan mahallede.

-Küçükken ayağımda saidaslarla potanın etrafında “sıtap cem şat” diye dolanırken ben onun “stop jump shot” olduğunu nerden bilebilirdim ki?

-Küçükken ne Erikli, ne Şaşal, ne zemzem. O, su tabancasının içindeki plastik kokulu su vazgeçilmezimdi.

-Küçükken masallarda çok pis yediler bizi. Kurt kızı yedi, avcı kurdun karnını kesip kızı çıkardı. Na lan bu? Sezaryen mi yapıyo bu avcı?

-Küçükken deyimleri gerçek anlamlarıyla düşünüp mal mal güldüğümüzü unutmayalım. Karnı zil çalmak hahah. Gözüne girmek zahahaha.

-Küçükken isimlerin de İngilizcesi olur diye düşünürdüm. “Acaba ismimin İngilizcesi ne?” diye sorardım kendime.

-Küçükken bisikletimle gazete dağıtırken yoldan evin kapısına gazete fırlatıp evin sahibine “Günaydın Bay Anderson” demek isterdim.

-Küçükken teletexti olan kanallar benim için harbi kanallardı. Her şeye rağmen TRT’yi hâlâ bu yüzden seviyorum belki de.

-Küçükken komşuların kumandasındaki tuş sayısı ile bizim kumandanın tuş sayısını karşılaştırırdım. “Heaa Ali amcalar fakirmiş lan.15 tuş var”

-Küçükken vücudundaki beni gösterip bu ne diye sorduğumuzda “Ben” cevabını alınca “Hehahehah sen mi?” diye gülmüşüzdür herhalde.

-Küçükken birbirine yapışık ikiz kirazları gördüğümde yüzümde oluşan gülümseme hâlâ oluşuyor fakat saflığından birçok şey kaybetmiş şekilde.

-Küçükken bir sözlüğü elime aldığımda ilk önce or*spu, p*ç, g*t gibi kelimelerin anlamlarına bakardım. Eğer varsa o sözlük kaliteliydi.

-Küçükken bisikletn zinciri attıktan sonra yerine takarken ellern kapkara olması ve bunu arkadaşa karşı bir silah olarak kullanma.Deyeyim mi?

-Küçükken top saydırırdk, biraz büyüdk ana avrat saydırmaya başladk, gün geldi kendimzi kadınlara saydırıyorz “Bu üçüncü çıktığım, şu dör…”

-Küçükken bir yazının başlığını tam ortaya yazma stresini yaşamayan çocuk yoktur herhalde. Olmadı sil. Bir de kırmızı kalem zor silinirdi.

-Küçükken sulu boyayı kâğıda sürdüğümüzde kâğıdın dalgalı bir hâl alması kadar sinir bozucu bir olay yoktu sanırım.

-Küçükken trafik canavarını gerçek bir yaratık olarak düşünenleri koruma ve kalkındırma dairesi başkanlığı.

-Küçükken anneleri yüzünden kafalarına rahat rahat poşet geçiremeyen çocuklar, büyüdüklerinde tabii ki condom kullanamazlar. Alışık değiller.

-Küçükken basketbol topunu işaret parmağında çevirebilen herkes gözümde potansiyel bir Michael Jordan’dı.

-Küçükken parmağıma ip bağladığmda birinin “Kangren olursun.” sözü üzerine ipi çözerdim.Şöyle rahat rahat parmağımın morarışını izleyemezdim.

-Küçükken defterin soluna kırmızı kalemle çizdiğim sayfa boyunca uzanan dikey çizgi biraz yamuk olsa bile dayanamaz koparırdım o sayfayı.

-Küçükken az kafam çalışsaydı bana bir şeker vererek tuttuğum takımı değiştirmeye çalışan amcaya şekeri geri verir “Bi sktir git aq” derdim.

-Küçükken az kafam çalışsaydı “Gel sen bizim çocuğumuz ol.” diyen çifte “Hiç komik değil bu yaptığınız amk. Gidin sevişin doğurun.” derdim.

-Küçükken giden kamyonetin kasasının arkasına takıldıktan sonra kamyonetin aniden hızlanmasına binaen atlayamama durumu ne fenaydı amk.

-Küçükken ağzının içine yanan kibriti sokup söndüren insanları gördükçe “Vay anasınııııı siii.” demiyodum tabii ama şaşırıyodum yine de.

-Küçükken en çok küfür ettiklerim Street Fighter’da M. Bison ya da Vega’yı alıp köşeye sıkıştırıp sürekli alttan kayanlardı.

-Küçükken çeşmeden elinle su içerken su kazağın kolundan içeri akardı ya, dur ağlama beni de ağlatıcaksın.

-Küçükken düğünde kim evleniyomuş falan s*kimde değildi. Ben bana düşen pasta miktarına bakardım, bir de dandik markalı meyve suyuna.

-Küçükken içinde taso var mı yok mu diye cipslere dokunarak bakmamıza izin veren bakkallar vardı. -Oğlum aşşadaki bakkal elletiyomuş. +Oha.

16 Haziran 2011 Perşembe

Blogum




















İnternet'te kendimi evimde hissettiğim tek yer burası. Blogspot. Yazdıklarım ciddi çünkü burada. Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan şeyler. Gerçek olan ya da gerçek olabilecek şeyler. Twitter'da da yazıyoruz ama çoğu zaman komik olacağız diye saçmalıyoruz. Burada tek başınasın.Burda kankalar, kardeşler yok. DM yok. RT yok. Yazılanlar okunuyor büyük ihtimalle ama yorum yapan pek yok. Bu da insanı rahatlatıyor bence sanılanın aksine. Buradan uzun bir süre ayrı kaldım. Şimdilerde yeniden burdayım. Hatta sık sık burdayım. Hatta pek pek burdayım.

Yeri gelmemişken bir iki şey söyleyeyim... Kütüphaneler çok güzel yerler dostlar. Gidin bir bakın. Cidden çok güzel yerler. Ders çalışmayın, kitap okumayın isterseniz ama gidin bir kokusunu alın. Sonra tekerleklibavul dediydi dersiniz. Geç tanıştım ben kütüphanelerle. İlk kez sebepsiz yere bir kütüphaneye gittiğimde Nazım Hikmet'in kitabını bitirdim. Bütün şiirlerini art arda okudum. Nazım Hikmet'i sevdim ben kütüphanelerde. Bugünlerde ders çalışmak bahanesiyle gidiyorum her gün. Oturup odama kapanıp da çalışabilirdim ama aldım bir kere kütüphanelerin tadını. İşte böyle, bu yazdıklarımı da neden yazdım bilmiyorum ama yazasım geldi amk. Takmayın kafanıza... Burdayım bundan sonra... Ha bir de yazıyı okuduysan sağ üstteki "İzle"ye de basarsın artık...

Nikon D200'cük
















“Hazır yeri gelmişken söyleyeyim dedim. Hep yerini bekledim yani söylemek için. Ya aslında normalde de söylerdim de söyleyesim gelmiyordu. O zaman söylüyorum. Ben düşürdüm fotoğraf makinesini…”

6 Hafta Önce:

-Abi bize bir fotoğraf makinesi lazım.

+Ne için oğlum?

-Bak tam mezuniyet dönemi. Millet kepupakep gezerken ortalarda çekicez fotoğraflarını, sonra da parayla satıcaz.

+Alırlar mı ki lan?

-Abi kızlar fotoğraf için götünü bile verir.

+O zaman bizim Ece de profesyonel bir şey var. Alırız ondan.

Plan güzeldi. Ödünç bir fotoğraf makinesi. Çekilen fotoğraflar ve gelsin paralar. Ece, Ali’ye olan hayranlığından dolayı bir saniye bile düşünmedi fotoğraf makinesini vermekte. Plandan 2 gün sonra elime geçti makine. Nikon D200 imiş. Üzerinde bir sürü tuş vardı. Kapalı ortamda bir iki foto çektim. Bilgisayara attım. Süper fotoğraflar. “Bu kapalı ortamda böyleyse, dışarıda anasını bile siker.” diye düşündüm. Bütün gün odada anlamaya çalıştım makineyi.
Sonraki gün Ali’yle çıktık kampüse. Herkes potansiyel bi Cüppeli Ahmet Hoca. Neyse girdik aralarına insanların. Çatır çatır çekiyoruz fotoğrafları. Millet bize bakıp bakıp gülüyor. Biraz Ali çekiyor, biraz ben. (Fotoğraf) Neyse her şey böyle sürerken günün sonuna geliyoruz. Fotoğrafları güzel bir paraya satıyoruz. Güneşin altında sikildiğimize değiyor. Sıkıldığımıza yani. Tam yurda dönücez. Ali “Gel moruk, güzel bir yemek yiyelim.” diyor. Kabul ediyorum. Aslında Ali’nin güzel yemekten kastının pahalı yemek olduğunu biliyorum. Giriyoruz bir yere. Üst kata çıkıyoruz. Üstümdeki ceketi çıkaracağım sırada kolumu öyle bir savuruyorum ki kolum bir yere çarpıyor. Saniyelik düşüncelerle “Peçeteliği düşürdüm, limonluğu düşürdüm, tuzluğu düşürdüm… Galiba makineyi düşürdüm lan…” Ağzımdan sadece bir “Ananı sikeyim” çıkıyor. Makine baya bir uzağa gitmiş, yerden öylece bakıyor bize, ben Ali’ye, Ali bana, Ali makineye, sonra hepimiz makineye… Ali gidiyor makineyi masaya getiriyor. “Kolunu sikeyim senin.” diyor. “Oğlum ya sana çarpsaydım da sen düşseydin yere, boş ver boş ver cana geleceğine mala gelsin demek isterdim ama oğlum ne yarak yicez lan biz şimdi? Nasıl ödücez parasını? Açılmıyo deme? Açılmaz amk. Kolumu sikeyim harbiden. Kesicem atıcam… Oğlum mezun oluyoruz zaten. Toplayıp bavulları kaçalım lan.” derken düşünüyoruz saatlerce… Sonunda ben olayı Ali’ye kapatıyorum. “Ece sana bir şey demez lan. Anasını siksen gıkını çıkarmaz. Kız deliler gibi âşık sana…”

Aradan günler geçiyor. Olay aynen dediğim gibi gerçekleşiyor. Ece, Ali’ye kızmıyor. Belki kızıyor ama belli etmiyor. Makine tamir edilemiyor. Ece ile Ali arasında bu olay yüzünden bir yakınlaşma oluyor…

“Ben düşürdüm diyorum makineyi. Ali düşürmedi. Fotoğrafları çektiğimiz gün kolum çarptı, masadan düşüp sürüklendi…”

-E biliyorum zaten ben bunu Serkan.

+Nasıl biliyosun ya?

O anda Ali’nin amına koymak istiyorum. “Sen ne pezevenk bi çocuksun lan. Hani söylemek yoktu asla. Hani ben zamanı geldiğinde söyleyecektim. Yavşaksın oğlum yavşaksın. Kız yüzüne gülünce yavşadın hemen. Adam değilsin lan.” Hemen Ali’yi arıyorum, açmıyor. Mesaj atıyorum. Az önce içimden geçirdiklerimin aynısını yazıyorum. Cevap geliyor yarım saat sonra. “Sor bakalım Ece’ye senin yeni aldığın makineyi beğenmiş mi?” O anda ekrana bakıyorum. Ekran bana bakıyor. Ben yere düşen makineye bakıyorum. Cüppeliler bize gülüyor. “Bize bir fotoğraf makinesi lazım.” diyorum ve ardından mesaj yazıyorum “Kardeşimsin lan kardeşimsin de o kadar parayı nasıl buldun göt?”