29 Ağustos 2010 Pazar

Kokoreççi, çırağı ve ben















Yine kaldırımlara takılmamak için yürüdüğüm bir gün. Bankaların olduğu o ana caddede gidiyorum. Ara sokaklardan gelen kokular neredeyse üzerime sinecek. Bir tanesi her zaman olduğu gibi beni kendimden geçiriyor. Kokoreç kokusu. Hemen yönümü 90 derece değiştiriyorum ve giriyorum bir ara sokağa. Kokunun geldiği küçük dükkâna doğru gidiyorum. Burası bir dükkândan öte, mağara gibi sanki. “Duvar oyulmuş içine kokoreççi koyulmuş” desem yalan olmaz. Dışarıya 4-5 tane sandalye atılmış fakat dışarıda yemek istemiyorum. İçeriye doğru uzatıyorum kafamı. Orada da 2 tane tabure var. Giriyorum içeri. “Bi yarım alabilir miyim?” diyorum kokoreççiye. Zaten ince olan sesim biraz daha ince çıkıyor. Sanırım bu olay kokoreççinin çırağının ilgisini çekiyor. Bakıyor yüzüme. Ben ona bakmıyorum fakat hissediyorum o yüzündeki yavşak ifadeyi. Kendimin o an o ortama yakışmadığını düşünüyorum. Çıkış için planlar yapıyorum kafamda. “Hayırlı işler gardaş” demenin iyi fikir olduğunu düşünüyorum. Çırağa da bakıp “Sana da kolay gelsin gülüm” de dersem eğer bu işin güzel tamamlanacağı hissine kapılıyorum. İçerisi gittikçe ısınıyor. Kokoreççi her cümlenin sonunda bir şeylerin amına koyuyor. Bi an kalkıp “Çok terbiyesizsiniz, iptal edin kokoreci, duramam ben burada.” dersem başıma gelecekleri düşünüyorum. O sırada çırak kokoreci alıp getiriyor önüme, hiç sormadan bir de ayran getiriyor. “Bu da müessesemizin armağanı” diyor ve sırıtıyor. O an dişindeki kokoreç parçasını görüyorum. Bütün iştahım kaçıyor ama “Yiyemedi bi yarımı amına kodumun piçi” diye arkamdan konuşurlar diye zorla da olsa yiyorum yarımı. Tam önümdekileri toplarken çırak “Bırak abi ben toplarım.” diyor. “Tamam” diyorum. Kokoreççiye yaklaşıp “Borcumuz ne kadar?” demem gerektiği yerde “Ne kadar tuttu benim yediğim?” diyorum. Soruda bi gariplik olduğunu hissediyorum ama bir şey diyemiyorum. “3 TL ver yeter.” diyor. O an kokoreççinin kullandığı “yeter” kelimesine anlamlar yükleyip “Acaba başkasına 4 ya da 5 TL de bana mı 3 TL?” diye düşünüyorum. Çıkarıyorum 3 TL’yi uzatıyorum. Çıkarken yaptığım bütün planlara rağmen ne diyeceğimi unutuyorum. Bir şey düşünür gibi yapıp ne diyeceğimi aklıma getirmeye çalışıyorum. İçimden bu iş olmucak galiba deyip “Bay baaay” diyip ayrılıyorum yanlarından. Yolda ilk kez birinin amına koyuyorum. Kimin olacak? Tahmin et bakalım. Tabiî ki kendimin amına koyuyorum.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Saçma bir aşk...











Öyle yan yana dizilmiş duruyorduk. Sen ben ve tanıdık ya da tanımadık bir sürü kişi. Bir yerlere gidecektik aslında, tam olarak nereye gideceğimizi bilmiyorduk fakat. Hep kulaktan duyma bilgiler işte yok orası çok sıcakmış, yok orası çok pismiş. Oraya giderken yolda zarar göreceğimizi bile söyleyenler var. Hatta şu solda duran uzun boylu olan “Öleceğiiiz, öleceğiiiz” diye bir melodi tutturmuş gidiyor. Ben gidersem eğer seninle gitmek istiyorum. Bu yüzden sana daha da yaklaşıyorum. Hatta sana yapışıyorum. “Aman tanrım bu da ne?” Üzerimize kan sıçradı sanırım, kimin kanı bu? Sanırım doğru söylüyorlar. Öleceğiz hepimiz, öleceğiz ikimiz ama biz ölmek istemiyoruz. Üstümüze kireç döküyorlar şu an galiba. Taş kesileceğiz ikimiz de. Sarılsana bana. Teşekkür ederim. Keşke buradan kaçabilsek. Keşke atlayabilsek tüm engelleri. Başka bir yerde birlikte olabilsek, bir çocuğumuz olsa da onu sevebilsek. Ama biliyorum. Gerçekten biliyorum. Patates kızarmaları hiçbir zaman yürüyemezmiş. Patates kızartmaları asla üreyemezmiş. http://i25.tinypic.com/2rm1lqo.jpg

13 Ağustos 2010 Cuma

Ecdadınızı Zikerun

Yine oturmuşuz kahvenin en ücra köşesine okey oynama telaşındayız işte. Kahvede de pek bir şey yok masalar, sandalyeler, çay ocağı, televizyon falan. Tabii normalde kahvelerde dansöz falan oynatılır ya hani ben de işte bu gereksiz açıklamayı yaptım yine. İşte taş sesleri, “koz ver” sesleri, çayı karıştırmaya çalışanlar, masalardan birbirine laf atanlar falan derken geçip gidiyor yine bir ömür.(Burada Münir Nurettin Selçuk’tan Aziz İstanbul adlı eserin girmesi gerekiyor) Kahveci her çay getirdiğinde “3 şeker istesem içinden söver mi?” düşüncesi beni benden alıyor. Normalde evde çaya 4 şeker atan ben kahvede 2 şeker atıyorum. Bu durumdan memnun kahveci tabii. Bir kere duymuştum, eleman 4 şeker isteyince “Sen şekerlerin parasını ver, çay benden” demişti. Eleman da gülmüştü ama bozulmuştu biliyorum ben. O sırada kahveden içeri biri geldi. Gözlüklü bir adam. Dışarının soğukluğunu gözlüklerindeki buhardan anladım. Çıkardı gözlüklerini atkısına sildi. Sonra taktı. Herkes o adama bakıyordu sanki. Bu yüzden ben başımı öne eğdim. Adam camın kenarındaki masaya oturdu. Herkes hâlâ adama bakıyordu. Dayanamadım ben de baktım yine. Adam kafasını kaldırdı “Ecdadınızı zikerun ne bakıyonuz lan” dedi. Herkes önüne döndü. Bir kişi de “Lan adam ecdadımızı s*kti, dalalım şuna” ya da “Mahalleden adam toplayıp s*ktirelim” demedi. Herkes kaldığı yerden kâğıt oynamaya, okey oynamaya devam etti. O adam bilmiyor ama hayatımda çok büyük yer edindi o gün. Hem ikimiz de gözlüklüydük zaten.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

İnternet Cafede Kilitli Kalan Çocuk










Yazılış Tarihi: 04.08.2009

Otur otur nereye kadar diye sordum kendi kendime, canım sıkılıyodu benim yaa ne yapayım ne yapayım diye düşündüm durdum, en iyisi internet cafeye gidip Mynet'te okey oynamaktı ya da Counter oynardım olmadı Mirc'te chat yapardım. Üstümü başımı değiştirdim saçıma Egosite jöle mi sürdüm kazık gibi oldu çünkü ultrastronggel di. Belli mi olur sonuçta internet cafeye gidiyorum chatten kız düşürüp msnde kamera açtırmak var. Bakımlı olmak lazım tabiî ki de. Neyse yola çıktım. Çok uzak değildi internet cafe belki 200 metre belki 300. Hemen içeri girdim bilgisayarlar yanyana ikili ikili dizilmişti. Hemen yan tarafı boş bi yer gördüm en arkada. Cafenin sahibine dedim “Abi 15 i açar mısın” o da “Önce tuşuna bas aç bilgisayarı” dedi. “Tamam” dedim. Gittim tuşuna bastım. Windows xp açıldı. Ekrana Akınsoft yazısı geldi. Bekle bekle bekle. Adam açmıyor bilgisayarı. “Acaba istek mi göndersem” diyorum. Sonra düşünmez mi “Dilimi yok amk evladının.” diye. Şimdi bağarsam “Abi 15 açıldı.” diye. Sesim nasıl çıkar bilmiyorum ki. Oha kızlar da var cafede hepsi bi anda dönüp bana bakarlar şimdi. Bunları düşünürken tabi bizim bilgisayardan ses yok. En iyisi gideyim adama “Abi 15 açıldı.” diyeyim sessizce. Tam gideceğim sırada bi anda bilgisayar kapanmaya başladı. “Abi napıyon sen yaa taşak mı geçiyon benimle.” Hemen koşturdum yanına “Abi ben açmıştım ama sen kapattın ana masadan.” dedim.”Kusura bakma abicim.” dedi. "Ben onu açık kalmış sandım seni unutmuşum." dedi. Neyse bu sefer geldi kendisi bastı power tuşuna sonra bide akınsoftu gördükten sonra açtı ana masadan bilgisayarı. Sonunda masaüstüne kavuşmuştum.

Hemen açtım bi internet sayfası girdim Mynet'e hemen takılanlar bölümünden alev odasına girdim. Bi masaya oturucam hepsi erkek “Öff olmaz ki böyle ama.” Bi anda saziye_19 yeni masa açtı hemen karşısına oturdum. Diğer taraflara da iki tane sap geldi işte. Neyse başla tuşuna bastık hepmiz. Oo elim güzeldi. Biterdim büyük ihtimalle. “Selam orti nerden?” diye sordum hemen. Cevap yazmadı. Nazlanıyo diye düşündüm içimden. Bu sefer “Elin nasıl?” diye sordum. Sadece “ii” yazdı. "Benim de iyi." yazdım. Sonra tekrar “Selam orti nerden?” yazdım. Yine cevap yazmadı. Ben bittim ilk el. Bana alkış yaptı. Utandım. "Tşkrlr" yazdım. Sonra tekrar sordum "Selam orti nerden?" Yine cevap yazmadı. Yandaki saplar benimle taşak geçmeye başladı. Ben de hemen çifte git tuşuna bastım puan kaybedeceğimi bile bile çıktım masadan. Çıkarken de Şaziye’ye şunları yazdım. “Hıh kendini beğenmiş.” Çok üzülmüştüm gururum da incinmişti. Hemen kapattım Mynet okeyi. Ardından Mirc’e girdim. Zurnaya girdim kanal olarak. Kanalın ana sayfasında yeni gelenlere bakıyordum ardından hemen etkileyici bir giriş yapıyordum. Hiç kimse cevap yazmıyordu. Bi arkadaşımın tavsiyesine uydum nicklerinin sonunda girl olan kişilere yazmaya başladım bi baktım rudegirl cevap yazmış. “Adınız nedir?” dedim. “Esra” dedi. “Nerelisiniz?”dedim. “İstanbul” dedi. “Yaşın kaç?” dedim. “18” dedi. “Ne iş yapıyorsun?” dedim. “Okuyorum” dedi. “Aaaaay!” dedim işte bu abi yaa işte bu. Bulmuştum aradığım aşkı bütün özellikleri bana uyuyordu. Hobilerini sordum. “Sinemaya gitmek” dedi “yüzmek” dedi “tenis oynamak” dedi. “Ben de çok severim tenis oynamayı.” dedim. Oysa hayatımda hiç tenis raketi görmemiştim. “En sevdiğin tenisçi kim?” dedi bana. “Agassi” dedim hemen. Ataride oyunu vardı ordan biliyodum. “Ooo” dedi “Klasik takılıyorsun sen”. “Tabi ki öyle” dedim “Ne varsa klasiklerde var.”. Ardından sordu:“Klasik müzik dinler misin?” Ben de “Yok dinlemem” dedim. Hemen ağlayan surat yaptı. Olamaz onu çok üzmüştüm galiba. “Üzdüğüm için özür dilerim.” dedim. “Ben üzülmedim ki.” dedi. Rahat bi nefes aldım ardından. Konuştuk konuştuk konu konuyu açıyordu. En sonunda dedim “Msn adresin var mı?” Hemen verdi adresini. Çok şaşırdım. “Acaba erkek mi bu?” dedim. “Yoksa keklemiş miydi beni?”. O anda kendimi çok kötü hissettim ama yine de ekledim msnini. Baktım çevrimiçi oldu hemen. “Teşekkür ettim.” adresini verdiği için. O da “Önemli değil” dedi.

O sırada yan masaya adamın biri geldi oturdu ama böyle olmuyordu ki. “Acaba benim ekranıma bakıyor muydu?” Gözleri hafif yana kaydırıp “Benim ekranı kesiyo mu?” diye bakmaya çalışıyordum ama beceremiyordum. Bütün konsantrasyonum bozulmuştu. Esra ile konuşmaya devam ettim. Adam sanki ekrana bakıyordu ya. Utandım bi an. Sonra “Esra sen gerçekten kız mısın?” diye sordum. “İstersen kamera açalım.” dedi. Off yandaki adam kamera açtığımızda ya ekrana bakar da onu görüp adresini eklemeye kalkarsa. Belki de Esra erkek. Benim rezil durumuma şahit olursa. İçinden “Amk malı nasıl da keklenmiş?” diye düşünürse. “Aman” dedim ne olursa olsun. Gönderdim Esra’ya kamera teklifini. Hemen kendimi gördüm ekranda. Şöyle kafamı hafif yana kaydırdım. Gözlerimi de kıstım azıcık. Gayet karizmatik duruyordum böyle. O anda onun kamerası da açıldı. Aman tanrım o an ne olduğumu şaşırdım. Çok güzeldi kendileri. Beni görünce gülümsedi. Eridim bittim. Yandaki adama baktım o sırada ekranıma bakıyordu. Hemen kafasını çevirdi kendi ekranına. “Bak amk çocuğu ne çeviriyon hemen kafanı?” dedim içimden. O anda “Hah bu kız benim havalarına girdim” galiba. Baya kameralarımız açık kaldı. Sonra onun çıkması gerekiyomuş. “Yarın grşrz cnm” dedi. Ben de “Görüşürüz” dedim. Görüntülü aramayı sonlandırdı. O an kendimi çok garip hissettim. Yan masadaki adam kalktı. İçimden “İşin bitti deme pezevenk kestin kızı şimdi gidiyosun.” diye geçirdim.

Sonra bi Counter oynayım da gecenin stresini atayım sonra eve giderim dedim. Baktım hiç kimse oynamıyor cafede. “Ben de botlarla oynarım” dedim. Hemen yeni oyun kurmaya kalktım. Saat de geç olmuştu. Şöyle bi baktım cafeye, 2 kişi kalmıştık. O anda büyük tuvaletimin geldiğini hissettim. Hiç de tarzım değildir dışarıda yapmak ama oyunu da oynamak istiyordum. Neyse dayanamadım girdim tuvalete. Düğmeye bastım ışık yok. Kimse yıldıramazdı beni. İyice hırs yapmıştım. Çömeldim yere. Neyse çıkanın ayrıntılarına girmemek en iyisi sanırım ama baya uzun sürdü yani. O karanlıkta tuvalet kâğıdı var mı diye yokladım. Tuvalet kâğıdı yoktu ama rulosu kalmıştı sadece. “Neyse buna da şükür.” dedim. İşimi hallettim. Ellerimi yıkadım. Bi çıktım dışarı. “Ohaaa” elektrikler kesilmişti. “Bize oyun oynamak haram.” diye geçirdim içimden. Ana masaya doğru gittim. Kimse yoktu galiba başında. Dışarıya bi baktım. Dışarısı da yoktu. “Yok artık Ali Sami.” Üstüme kitleyip gitmişler cafeyi. Kepenkleri de çekmişler. Hemen telefonumu aldım evi aradım. Araya basar basmaz telefon kapandı. Obaa şarjım da bitti. “Bu ne lan” dedim şaka mı bunların hepsi? Gittim cafenin camına yumruk attım. Kimseden ses gelmedi. Daha fazla vursam camı kıracaktım herhâlde. Düşündüm “Acaba açıp bi bilgisayarı otursam mı sabaha kadar?”. Dedim evdekiler merak eder. Nasıl çıkacaktım ben buradan? Daha sonra aklıma cafenin telefonu geldi. Hemen kaldırdım ahizeyi. Evi aradım annem çıktı. “Anne” dedim “Ben cafede kilitli kaldım hemen gelin beni çıkartın burdan.” Bunu dedikten sonra annem cevaplarımı beklemeden en az beş soru sordu galiba. İşte anlattım olayı baştan sona. Sonra kapattım telefonu. Aradan on dakika geçti sesler duydum dışarıdan. Neyse kepenkler kalktı. Cafe açıldı. Hepsi bana gülüyordu. Babam cafenin sahibini tanıyormuş gitmiş evden almış adamı. Adam “Sana ne küfür ettim parayı ödemeden kaçtın diye.” dedi. "Abi kusura bakma da benim kadar küfür etmemişsindir." dedim. Bozuldu ama yine de güldü. Neyse biz eve gittik. Yarın gündüz yine aynı cafeye geldim Esra ile konuşmaya. Abi gülümsedi. Sonra “Akşam ne yedin sen?” diye sordu? Ben de “Ne alaka ya?” diye düşünürken ”Bi daha sifonu çekmeyi unutma.” dedi. Baktım etrafa kimse duymamıştı. ”Abi sen de ışığı yaptırmayı unutma.” dedim. Gülüştük. Ardından “15 i açar mısın?” dedim. O da “Sen önce tuşuna bas aç bilgisayarı.” dedi. ”Tamam amk tamam” dedim.

27 Nisan 2010 Salı

3 buçuk porsiyon karışık lan-3






















~Sevgiliye hâlâ ben seni hak etmiyorum diyen insanlar var. Denir mi hiç öyle ya? Birisi bulmuş bunu, diğerleri de arkasına sığınmaktan başka hiçbir şey yapmıyorlar. Ben seni hak etmiyomuşum. Sen kimi hak ediyosun ki lan.


~Çağan Irmak filminde ağlıyor insanlar. Ben niye beceremiyorum diye soruyorum kendime. Bir de ağlamayanları duygusuz ilan ediyorlar. Ağlamayın lan.

~Trt 3'de ne zaman artistik patinaj denk gelse, tek kanallı dönemi anıyor yaşlılar. Tamam acı ama tatlı günlerdi ama anmayınız lan.

~Kola alımı sırasında insan çelişkiler eşiğinde kalıyor. 2 litrelik mi alsam? 2.5 litrelik alırsam dökülecek ama 2 litrelikle arasında fiyat farkı çok az. 1 litrelik alsam az mi gelir? Kutu kola mı alsam herkes. Çelişkide kalmayın lan.

~Anneler hala çocuklarına bir beden büyük aldırma çabası içerisindeler. Çocuklar kıyafetlerin içinde kayboluyorlar sırf seneye de giyebilmek için. Yapmayın lan.

~Kediler çöp tenekesinde aç kalmamak uğruna sabahlıyorlar. Doğal olarak biz de oraya çöp atıyoruz. Kimisi hissedip hemen kaçıyor ama kimisi tam çöpü atarken fırlayıveriyor. Bu çok korkunç lan.

~Baklava dilimli çorabı kıvırıp spor çorap yapmaya çalışan insanlar görüyorum. Güneş balçıkla sıvanmaz lan.

~Radyo dinlerken sıradaki şarkı bana gelsin, sıradaki şarkı senin olsun tarzında söylemlerde bulunuyor insanlar. Bütün şarkılar sizin olsun. Radyo dinleyen kaldı mı lan?

~Takım tutmayanlara saygı gösterin lan. Sporun futboldan ibaret olmadığını anlayın lan. Sokak çocuklarına yardım edin lan. Bir huzurevini ziyaret edin lan. Hayvanları sevin lan. Doğayı sevin lan. İnsanları sevin lan.

Seneye görüşürüz lan.

26 Nisan 2010 Pazartesi

3 buçuk porsiyon karışık lan-2















~Facebook hesabını kapatan insanlar var artık ama yeni hesap alan hiç insan göremiyorum. Acaba ben de kapattım ondan olabilir mi? Ben kapattım diye siz de kapatmayın lan.


~Kendime bir şeyler alıcam bu ne kadar diyorum "3 lira ama sana 2 lira olur" diyorlar. Ne kadar yalancısınız. Ben babanın oğlu muyum ki öyle diyorsun? Asıl sana "3 lira ama 2 lira olsun lan."

~Otostop çekip durmayan arabaya küfür ediyorlar. Adam durmak zorunda mı kardeşim senin için? Ne bu hiddet bu celal? Adam çıksa sana küfür etse hoşuna gider mi? Akıllı olun küfür etmeyin lan.

~Zıkkımın kökünün ve ziftin pekinin tadını merak ediyorum gerçekten. Anneler diyorsa bi bildikleri vardır ama çok göt edici bir durum ya. Neden sorulduğunda yemeğin adını söylemezler ki. Anneler, söyler misin lan.

~Görme engelli bir vatandaşın zorluk çektiğini gördüğü halde mal mal bakıyor insanlar. Pardon, insan olan yardım eder lan.

~Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı lan?

~Taksi şoförleri neden bu kadar artist oluyorlar. Sanki bütün yollar onlarınmış havasında yollarda fink atıyorlar. Bir de herkesin bildiği fakat sadece kendisinin bildiğini düşündüğü şeyler biliyorlar. Onları biz de biliyoruz lan.

~Bir kalabalık görüyorum. Merak ediyorum ben de dalıyorum aralarına. Bir bakıyorum bedava bir şey dağıtıyorlar. O insanları tebrik ediyorum. Bedava sirke baldan tatlıdır lan.

~Otobüste kamasutra okuyan insanlar göremiyorum. Kendim alıp okumak istiyorum ama cesaret edemiyorum. Hadi ben cesaret edemiyorum hiç mi cesur biri yok lan.

~Adres soran bir turiste neden bağırarak adres tarif ediyorlar? Acaba sağır olduğunu mu düşünüyorlar? Bu kadar yormaya ne gerek var kendinizi. Bağırmayın lan.

~Evlerinin pencerelerini açıp son ses müzik dinliyorlar. Mp3 playerlarını son ses açıp kulaklıkla müzik dinliyorlar. İki gruba da sesleniyorum. Sizin dinlediğiniz müzik bizi ilgilendirmiyor. Sizi dinlemek zorunda değiliz lan.

~İsmail Yk'nin şappur şuppur şarkısını ezbere biliyorum. Burdan modern tıpa sesleniyorum. Silebiliyorsanız hafızamdan silin şunu lan.

~İnsanlar hep komşusunun wireless şifresini kırmaya çalışıyorlar ama hep başarısız oluyorlar. Siz milleti enayi mi sandınız lan?

~Neden bir turistle karşılaşıldığında ilk önce Türkçe küfür ettirilmeye çalışılıyor. Adamlar sanki çok meraklı bizim küfürlerimize. Bir de videoya falan çekiyorlar küfürleri. Hiç komik değil lan.

Hala bitmedi, devamı gelecek lan.

25 Nisan 2010 Pazar

3 buçuk porsiyon karışık lan-1















Şimdi bir şeyler yazacağım ya, saçma sapan birbirinden öte dolu şey... İzleyin lan.

~Youtube'a girmek için dns ayarlarını değiştirmek gerekiyor ya, nefret ediyorum bundan, kendi bilgisayarımda ayarlıyorum fakat her bilgisayar kendi bilgisayarım olmadığı için herkesin dns ayarlarını değiştirmeye mecbur kalıyorum. Değiştirin lan.

~Garson masaya geliyor, su ne kadar diyorum, 50 kuruş diyor, sen bana kola ver o zaman diyorum. Mal mal suratıma bakıyor. Belki ileriki zaman diliminde su alıcam. Bütün garsonlara sesleniyorum. Bakmayın lan.

~Yanımda ne zaman bir uzak doğulu muhabbeti açılsa ya da yolda karşıdan bir uzak doğulu gelse, kesin birisi bunların hepsi birbirine benziyor diyor. Biz de ayırt edemiyoruz fakat demeyin lan.

~Futbol hakkında konuşuyoruz söz Fenerbahçe'ye ardından Semih Şentürk'e geliyor. Ortamdaki espritüel arkadaş hemen 26 yaşında ama hala genç semih diyolar diyo. Bu muhabbet sıkmadı mı sizce de demek istiyorum hadi neyse diyorum. Sıktı lan.

~Dolmuş şoförü tespihleri teker teker diziyor dolmuşa. Arabeski de son ses açıyor. Benim içimden ise bilmediğim halde at yarışı oynamak geliyor. Ama şiki şiki baba'da çalmıyor. Çalın lan.

~Birkaç arkadaş oturmuş eski günleri yad ediyoruz. Pokemon, atari, tsubasa, susam sokağı falan derken birisi konuyu kesinlikle Power Rangers'a getiriyor. Getirmeyin lan.

~Oturarak maç izlemeye bayılıyorum. Bursaspor, Ankaragücü gibi takımların maçına gidince bu imkansız oluyor. Kalkmayan ibne diye bağrıyolar. Bizde kalkıp bağırıyoruz ama maçı izleyemiyoruz. Bağırttırmayın lan.

~Eskiden sevmediğim insanların msn şifrelerini kırmayı deniyordum. Gizli sorularının cevabına kafa patlatıyordum. Kimisi en sevdiğiniz hayvan sorusuna cevap olarak köpek yazıyordu. Yazılır mı lan?

~Neden her sınav öncesi bir öğrenci hocaya istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz diye soruyor. Artık komik de gelmiyor bu soru. Kırmızı kalem kullanmak serbest mi gibi özlediğimiz sorular var oysa ki. Sormayın lan.

~Bu devlet kahvehanelerde kurtarılıyor. Birisi atıyor, birisi tutuyor. O bunu istiyor, bu şunu istiyor. Birisi evet diyor, diğeri de hayıııevet diyor. İşte devlet böyle kurtarılıyor. Kurtarmayın lan.

~Yaşlılar eskiden böyleydi, eskiden şöyleydi demekten bıkmıyorlar. En yakın zamanda bir dutluk bulmalıyım, ileride eskiden buralar dutluktu çocuklar diyebilmek için. Şaka şaka. Bırakalım biz eskiyi. Eskiye mazi, s.kilmişe gazi derler lan.

~Aldığı her loto biletinden sonra hayaller kuran insanlar görüyorum. Hayal kurmak güzel şeydir ama çalışıp hayal kurmak lazım çoğu zaman. Sen yazmışsın 6 numara kur hayal, kur hayal. Sana bi şey diyeyim mi? Hayal kurmayın lan.

~Mola yerinden sonra yanlış otobüse binen insanlar var. Biraz dikkat edin ya, plakaya falan bakın. Çok komik duruyor. İstemiyoruz biz sizi bizim otobüsümüzde. Bir daha yanlışlıkla otobüsümüze binmeyin lan.

~Denizin içerisinde senelerdir su başta soğuk ama gittikçe ısınıyor diyen insanlar var. Herkes bunu öğrendi artık. Demenize gerek yok. Su hep soğuk, gittikçe ısınmıyor lan.

~Bir dilenci 5 dakikada 50 kuruş kazansa. Bir saatte 6 tl eder. Günde 8 saat çalış...Dilencinin ne kadar para kazandığını hesaplamaya çalışmayın lan.

Şimdilik hepsi bu kadar ama devamı gelecek lan...