4 Mayıs 2014 Pazar
14 sigara
Bu hafta sonu diğer hafta sonlarından farklı olarak daha çok canım sıkılıyor. Kendimi güzel hissetirecek şeylere ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Bahsettiğim vücudumun kontrolünü benden alan şeyler değil. Birkaç iltifat, belki kısa bir öpüşme, bilemedin seks. Yani diyorum ki karşı cins ile geçilebilecek herhangi bir temas. Sözlerin ya da bedenin teması. Yazarlar hikâyelerinde hep pakette son sigarasının kaldığından bahsederler ve o son sigarayı özel anları için saklarlar. Benim böyle bir durumum yok. Sayıyorum. Pakette 14 tane sigaram var. Hiç açılmamış olan paket ise hâlâ marketten aldığım torbanın içinde, kim bilir evin neresinde. Pakette 13 sigara kalıyor. Operatör değişikliği sonrasında internet bankacılığı onay mesajının geldiği numaram banka tarafından bloke edilmiş. Müşteri hizmetlerini arıyorum. Güvenliğim dolayısıyla kayda alınacak konuşmamın bir kadınla olması için dua ediyorum. "İyi günler ben Esra, nasıl yardımcı olabilirim?" diyor kadın. "Şey, iyi günler, benim birkaç iltifat, belki kısa bir öpüşme, bilemedin sekse ihtiyacım var. Tabii siz şu anda bana çok uzak olduğunuz için öpüşme ve seks kısmını bir daha tekrarlamayacağım. Neyse bana birkaç iltifat eder misiniz?" demek isterdim ama "Operatör değişikliğinden dolayı internet bankacılığına girişte telefonuma gelen şifre artık gelmiyor." diyorum. "Bilgilerinizi kontrol ediyorum Serkan Bey." diyor. Adımı söylemeden adımla hitap etmesi gereksiz bir şaşkınlık uyandırıyor bende. "Acaba o bilgilerde benim birkaç iltifata, bilemedin kısa bir... Neyse. Yazıyor mu öyle bir şeyler?" diye sormak istiyorum ama sadece "Bekliyorum." diyorum. Benden güvenlik için banka kartımın şifresini istiyor. Hemen söylüyorum ama daha tamamlamadan araya giriyor. "Bana söylemeyin." diyor. Beni farklı bir menüye robot gibi konuşan bir kadına yönlendiriyor. Yönlendirmeden önce yine görüşeceğimizden bahsediyor. Şifremi tuşluyorum ve Esra bana geri dönüyor. "Benimle olmadığın zamanlarda kendini nasıl hissettin?" diye sormak istiyorum. "Blokeniz kaldırılmıştır." diyor. "Yani artık görüşebilecek miyiz?" diyorum. "Pardon anlamadım." diyor. "Ha siktir ya." diyorum. Bu şekilde konuşursam yardımcı olamayacağını söylüyor. Özür diliyorum. Az önce söylediklerimin kendisine karşı olmadığını anlatıyorum. Pakette 12 sigara kalıyor.
14 Nisan 2014 Pazartesi
Gerçek kesit #4
Yine öyle aklıma gelen her şeyi yazdığım bir yazı ile karşınızdayım. Evet oradan oraya hoplamaya hazırım karşim. Çay içiyorum şu anda. Şekersiz çay. Ortamlarda 3 şeker atıyorum dersin. Hani diyorlar ya, çayın tadı şekersiz anlaşılıyor. Yıllardır çayı şekersiz içmeme rağmen ben niye hâlâ böyle düşünemiyorum. Bence şekersiz güzel ama şekerli de güzel. Be nesmeri bade mile, be nesmeri fındı kile, be nesmeri fıstı kile beslerim. Kaju ile beslemem sanırım. Çünkü biz küçükken kaju yoktu. Biz fakirdik değildik yani anne. Fakir dedim de aklıma geldi. Çiçekli yatak örtüleri çok fakir değil mi? Öyle. Anneme hep derdim bunu, biz fakir miyiz, diye. Artık kadın alışmış. Bana nevresim takımı almaya gitmiş, oradaki kadın çiçekli nevresim takımı çıkarınca, bizim oğlan fakir diyor bunlara, demiş. :D Doğruya doğru yani. Doğru parçası ile doğru arasındaki farkı sevmiyorum sanırım, hayır çok gereksiz bir şey değil mi? En az özalt küme kadar gereksiz. Konuyu nasıl özalt kümeye getiririm, diye düşünüyordum ben de. Düşünmüyordum. Düşünebilirdim ama düşünmedim. Üleştirme sayı sıfatı ulan. Ha bu arada bu sıralar insanlar çok fazla kedi istiyor oldular. Sanırım bunda şubat ve martta sevişen kedilerin günümüzde yavaş yavaş doğurmasının etkisi var ya da yok. Kedileri seviyorum. Çünkü çok salak hayvanlar. Geceleri biraz sapıtıyolar. O kadar. Köpekler gibi sürekli bi telaş hâlinde değiller. Köpeklerin de salakları var. Onları da seviyorum. Yani ben salak hayvan seviyorum. Akvaryumdaki balıkları çok fazla sevmiyorum. Ses çıkarmayan hayvan mı olur lan? İnsan arada bi kafayı sudan çıkarır gulug, bulug, bulub falan diye ses çıkarır. Yalnızlık çok zor. Başta sıcak ama alıştıkça üşüyorsun işte. Bi süre çok güzel. Sonra zor. Daha sonra çok zor. Ve daha sonra meme. Edgar Allan Poe'yu anlamıyorum ben pek. Yıllardır okuduğum basit basit şeylerden sonra ağır geliyor olabilir. Özür dilerim Edgar Allan Poe. Özür dilemeli herkes. Ben çok geç öğrendim özür dilemeyi. Teşekkür etmeyi hâlâ öğrenemedim. Pes etmek ise doğuştan bahşedilmiş ruhuma. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Hakception. İnception'ı 7. haftasında sinemada izlemiştim sanırım. Yoksa Avatar mıydı o ya? Karıştı kafam şimdi. Ben bunu düşünürken siz de yazı da kaç tane düzeltme işaretli â kullandığımı sayın. Emel Sayın. Halı. Ümit Sayın. Kaymakamım. Garnizon komutanım. Bugün burada hayatımda ilk kez bir deftere papyon yazdığım günün yıl dönümünde, bu şerefli günde toplanmış bulunmaktayız. Bin atlı geldi papyon yazdı, hepsinin eli birbirinden ayazdı. Günün anlam ve önemini anlatacak olan Nokia Sevenler Derneği Başkanı sayın Konnekşın Pipıl'ı sahneye davet ediyorum. Sevgili blog sakinleri... Alkış... Bugüne kadar hiçbir yazıda bu kadar saçmalamamıştım... Alkış... Yürü be nidaları... Beni affediniz... Devam edemiycem sanırım... Çok teşekkür ederim... Gerçekten...
22 Mart 2014 Cumartesi
Bayburtlu olmanın 15 faydası
1. Herhangi bir taksiciden "Aaa sizin memlekette benim bir akrabam oturuyor." lafını duymazsınız.
2. Memleketinizin bütün ilçelerini ezbere bilirsiniz çünkü 2 tanedir.
3. "De get Bayburt de get Bayburt" türküsünün sözleri size çok anlamlı gelir.
4. Kimse Bayburt'un nesi meşhur bilmediği için memlekete gittiğinizde "Gelirken bana ondan getir." diyemez.
5. Hakan Çalhanoğlu ile gurur duyarsınız.
6. Memleketinizde "Havaalanı şehrin neresine yapılsın?" gibi gereksiz tartışmalara girmezsin.
7. Eğer memleketinizde yaşıyorsanız trafik kazasında ölmezsiniz.
8. Baksı Müzesi diye bir yerin varlığından haberiniz vardır.
9. Çocukken haritadan şehir bulmaca oynarken Bayburt'u bulabilirsiniz.
10. 69 sayısını duyduğunuzda aklınıza ilk önce Bayburt gelir.
11. Eğer memleketinizde yaşıyorsanız Gezi Parkı eylemlerine katılıp ölme ihtimaliniz yoktur.
12. Şehrinizin takımı amatör kümede de olsa koreografi görebilme ihtimaliniz yüksektir.
13. 3. köprü denildiğinde aklınıza Çoruh Nehri gelir.
14. Test çözerken B şıkkına "Bursa mı Bolu mu Balıkesir mi desem?" çelişkisine düşmezsiniz.
15. Size her yer Bayburt'tur.
2. Memleketinizin bütün ilçelerini ezbere bilirsiniz çünkü 2 tanedir.
3. "De get Bayburt de get Bayburt" türküsünün sözleri size çok anlamlı gelir.
4. Kimse Bayburt'un nesi meşhur bilmediği için memlekete gittiğinizde "Gelirken bana ondan getir." diyemez.
5. Hakan Çalhanoğlu ile gurur duyarsınız.
6. Memleketinizde "Havaalanı şehrin neresine yapılsın?" gibi gereksiz tartışmalara girmezsin.
7. Eğer memleketinizde yaşıyorsanız trafik kazasında ölmezsiniz.
8. Baksı Müzesi diye bir yerin varlığından haberiniz vardır.
9. Çocukken haritadan şehir bulmaca oynarken Bayburt'u bulabilirsiniz.
10. 69 sayısını duyduğunuzda aklınıza ilk önce Bayburt gelir.
11. Eğer memleketinizde yaşıyorsanız Gezi Parkı eylemlerine katılıp ölme ihtimaliniz yoktur.
12. Şehrinizin takımı amatör kümede de olsa koreografi görebilme ihtimaliniz yüksektir.
13. 3. köprü denildiğinde aklınıza Çoruh Nehri gelir.
14. Test çözerken B şıkkına "Bursa mı Bolu mu Balıkesir mi desem?" çelişkisine düşmezsiniz.
15. Size her yer Bayburt'tur.
23 Kasım 2013 Cumartesi
Öğretmen Tweetlerim
Karnede her öğrenciye yorum olarak aynı şeyi yazan öğretmen samimiyetsizliği diye bir şey var.
Beden eğitimi öğretmenliği atamalarında "basketbol ve voleybol topuna ayakla vuran öğrenciye tekme tokat dalma" şartı aranıyormuş.
Öğretmen "Sınıfta çıt çıkmasın." dediğinde "Çıt" diyen öğrenciyi yol yakınken yollucaksın sanayiye. Meslek öğrensin.
Öğretmenin sınavın sonunda "Kalemleri, kâğıtları bırakın." demesinin ardından "Yat yere yat yere." demesini bekliyorum heyecanla.
Beden eğitimi öğretmeni ayakkabısı diye bir şey var. Sanırım devlet hepsini "Aynı tip spor ayakkabı giyeceksiniz." diye zorluyor.
"-Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim? +Arkadaşın gelsin, sonra sen gidersin."
Öğretmen bir çocuğa "Arkadaşının kaldığı yerden devam et." dediğinde, diğer takip etmeyen çocukların yeri bulma telaşını da unutmayalım.
Derste "Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim?" diyen öğrenciye "Teneffüste napıyodun yavrum?" diye sormayan öğretmen mesleği bıraksın aga.
Mesela ben öğretmenimin tüm ısrarlarına rağmen kendimi evde unutamazdım.
Şu saniyede bir okulda bir öğretmen bir öğrencisine "Sen evde yerlere çöp atıyor musun?" sorusunu soruyordur kesin.
Öğretmen deftere bir şey yazdırırken virgül koyulması gereken yerde "virgül" derdi ve sen de yazıyla virgül yazardın ya... Üzülme be.
Komik olan ne? Söyleyin de Saba hariç hep birlikte gülelim. (Saba Tümer'in öğretmeni)
Benim ilkokul öğretmenim başlı başına bir eğitim sistemiydi. Mesela deneyleri okuyarak geçiyorduk.
Şu anda bir yerlerde bir öğretmen öğrencilerine "Susun artık. İlla hepinizi tek tek mi uyarayım? Bunu mu istiyosunuz?" diyodur kesin.
Zil çaldığında çıkarken "Ben size çıkın dedim mi?" diye soran öğretmenime "Bu çalan çobanın kavalı mı amk?" demedim, diyemedim.
Parmak kaldırmak zaten öğretmenim ben söz almak istiyorum demek... Daha neden 'ben ben ben' diyosunuz anlamıyorum.
Şu an bir yerlerde bir öğretmen "İster dinleyin, ister dinlemeyin. Ben dersimi anlatır geçerim. Her ay maaşım yatar yine benim." diyordur.
İlkokulda sıra arkadaşımla birlikte Türkçe kitabındaki Vaşak adlı metni kalemle Taşak yaptıktan sonra öğretmenden dayak yemiştik.
Konuyla ilgili bi bok bilmediği hâlde öğretmenin cümlelerinin son kelimelerini öğretmenden 1 saniye sonra sesli tekrar eden mal.
İlkokulda sınıfta birisi "Öğretmenim bugün çok şıksınız." dediğinde "Her zamanki hâli." diyen çocuk ileride üni.de asistan olur.
Sınavdan sonraki ders sınav kâğıtlarını okuyan öğretmen = Öğretmen gibi öğretmen, öğretmenin hası, öğretmenin güneş ışınlarının geliş açısı.
İngilizce öğretmeni "Kelimeler 5 kere alt alta yazılacak." dediğinde "Denden kullansak olmaz mı?" diye soran çocuk eğitim zayiatı olmalı.
Şimdi size okul törenindeki öğretmen taklidi yapıcam: Rahat, hazır ol, rahat, hazır ol, rahat, sessiz olmazsanız akşama kadar devam ederiz.
Bankadan kredi çekecektim, kadın "Ne kadar istersiniz?" diye sordu, "Öğretmen maaşlarını geçmesin." dedim. Sarıldık, ağlaştık.
Gelmeyenler yok desin. (ÇOK KOMİKMİŞ ÖĞRETMEN KARDEŞ)
Bir öğretmen atasözü der ki: Sınav boyunca yanındaki arkadaşınla küs.
Sınıfa girdiğinde sınıfın susmasını sessizce bekleyen öğretmene yalakalık olsun diye "Susuuuuun" diye bağıran öğrenci gerçeği.
Konuşmaya başladığınıza göre bitirdiniz herhâlde. (Bir öğretmen atasözü)
"Anlamayan anlamadım desin. Siz ses çıkarmadıkça ben anladınız diye geçiyorum." (Herhangi bir öğretmen)
ÖĞRETMEN ŞİİRİM: Öğrettin abeceyi, hem harfleri hem heceyi, gündüze kattın geceyi, sen evde çöpleri yere mi atıyorsun öğretmenim?
Beden eğitimi öğretmenliği atamalarında "basketbol ve voleybol topuna ayakla vuran öğrenciye tekme tokat dalma" şartı aranıyormuş.
Öğretmen "Sınıfta çıt çıkmasın." dediğinde "Çıt" diyen öğrenciyi yol yakınken yollucaksın sanayiye. Meslek öğrensin.
Öğretmenin sınavın sonunda "Kalemleri, kâğıtları bırakın." demesinin ardından "Yat yere yat yere." demesini bekliyorum heyecanla.
Beden eğitimi öğretmeni ayakkabısı diye bir şey var. Sanırım devlet hepsini "Aynı tip spor ayakkabı giyeceksiniz." diye zorluyor.
"-Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim? +Arkadaşın gelsin, sonra sen gidersin."
Öğretmen bir çocuğa "Arkadaşının kaldığı yerden devam et." dediğinde, diğer takip etmeyen çocukların yeri bulma telaşını da unutmayalım.
Derste "Öğretmenim tuvalete gidebilir miyim?" diyen öğrenciye "Teneffüste napıyodun yavrum?" diye sormayan öğretmen mesleği bıraksın aga.
Mesela ben öğretmenimin tüm ısrarlarına rağmen kendimi evde unutamazdım.
Şu saniyede bir okulda bir öğretmen bir öğrencisine "Sen evde yerlere çöp atıyor musun?" sorusunu soruyordur kesin.
Öğretmen deftere bir şey yazdırırken virgül koyulması gereken yerde "virgül" derdi ve sen de yazıyla virgül yazardın ya... Üzülme be.
Komik olan ne? Söyleyin de Saba hariç hep birlikte gülelim. (Saba Tümer'in öğretmeni)
Benim ilkokul öğretmenim başlı başına bir eğitim sistemiydi. Mesela deneyleri okuyarak geçiyorduk.
Şu anda bir yerlerde bir öğretmen öğrencilerine "Susun artık. İlla hepinizi tek tek mi uyarayım? Bunu mu istiyosunuz?" diyodur kesin.
Zil çaldığında çıkarken "Ben size çıkın dedim mi?" diye soran öğretmenime "Bu çalan çobanın kavalı mı amk?" demedim, diyemedim.
Parmak kaldırmak zaten öğretmenim ben söz almak istiyorum demek... Daha neden 'ben ben ben' diyosunuz anlamıyorum.
Şu an bir yerlerde bir öğretmen "İster dinleyin, ister dinlemeyin. Ben dersimi anlatır geçerim. Her ay maaşım yatar yine benim." diyordur.
İlkokulda sıra arkadaşımla birlikte Türkçe kitabındaki Vaşak adlı metni kalemle Taşak yaptıktan sonra öğretmenden dayak yemiştik.
Konuyla ilgili bi bok bilmediği hâlde öğretmenin cümlelerinin son kelimelerini öğretmenden 1 saniye sonra sesli tekrar eden mal.
İlkokulda sınıfta birisi "Öğretmenim bugün çok şıksınız." dediğinde "Her zamanki hâli." diyen çocuk ileride üni.de asistan olur.
Sınavdan sonraki ders sınav kâğıtlarını okuyan öğretmen = Öğretmen gibi öğretmen, öğretmenin hası, öğretmenin güneş ışınlarının geliş açısı.
İngilizce öğretmeni "Kelimeler 5 kere alt alta yazılacak." dediğinde "Denden kullansak olmaz mı?" diye soran çocuk eğitim zayiatı olmalı.
Şimdi size okul törenindeki öğretmen taklidi yapıcam: Rahat, hazır ol, rahat, hazır ol, rahat, sessiz olmazsanız akşama kadar devam ederiz.
Bankadan kredi çekecektim, kadın "Ne kadar istersiniz?" diye sordu, "Öğretmen maaşlarını geçmesin." dedim. Sarıldık, ağlaştık.
Gelmeyenler yok desin. (ÇOK KOMİKMİŞ ÖĞRETMEN KARDEŞ)
Bir öğretmen atasözü der ki: Sınav boyunca yanındaki arkadaşınla küs.
Sınıfa girdiğinde sınıfın susmasını sessizce bekleyen öğretmene yalakalık olsun diye "Susuuuuun" diye bağıran öğrenci gerçeği.
Konuşmaya başladığınıza göre bitirdiniz herhâlde. (Bir öğretmen atasözü)
"Anlamayan anlamadım desin. Siz ses çıkarmadıkça ben anladınız diye geçiyorum." (Herhangi bir öğretmen)
ÖĞRETMEN ŞİİRİM: Öğrettin abeceyi, hem harfleri hem heceyi, gündüze kattın geceyi, sen evde çöpleri yere mi atıyorsun öğretmenim?
15 Kasım 2013 Cuma
Düdüklü tencere, kuru fasulye, pilav
Efendim ben yemek yapmayı bilen birisi değilim. Bugüne kadar da hiç kendi başıma tencere yemeği yapmamıştım. Hep tavanın içinde etli butlu şeyler işte. Bugün iş çıkışı markete girdim. Tabii kafamda eve gidince ne yicem lan, düşüncesi. Tavukların olduğu yere gittim. Daha dün tavuk yedim mınaha. Dana etlerinin oraya gittim. Adeta 1989'da veganlara tepki olarak doğmuştum. Tabii orası da kesmedi beni. Dedim böyle olmucak. Gideyim bi yemek yapmayı deneyim. Hatırladığım kadarıyla çekmecenin birinde anamdan kalma nohut, fasulye falan olacaktı. Neyse bunların içine koyulabileceğini düşündüğüm domates, biber falan aldım eve geldim. Sonra düşündüm lan fasulyeyi geceden suda bekletmek gerekiyodu sanırım ama nohutu bekletmesek de olur herhâlde. İnternete baktım nohutu da bekletmek gerekiyormuş. Annemi de aramak istemiyorum. Sürpriz yapıcam sonradan. İşte arıcam "Yemek yedim." dicem. O "Ne yedin?" dicek. Ben de "Kuru fasulye yaptım da ondan yedim yaaa." falan diyicem. Neyse internetten baktım. Bu şeyler geceden bekletmeden oluyo mu diye. Oluyomuş. Abinin biri demiş ki ben hiç geceden suya koymam, anı yaşarım. Amk adam yemekten felsefe çıkarmış. Yarım saat düdüklüde haşlayın demiş. "Ehhh düdüklü nerden çıktı amk?" dedim içimden. Düdüklü tencerem de var ne yazık ki. Gittim çıkardım onu yukarıdan. Attım fasulyeleri içine suyu da doldurdum. Kapattım. "O düdük nasıl durcak lan?" diye sordum kendime, kendim de gitti Google'a sordu. Demiş ki birisi "Ötene kadar havaya kalkık dursun. Öttükten sonra indir. Biraz da öyle dursun. Sonra biraz bekledikten sonra tekrar kaldır. İçindeki hava çıksın. Sonra aç." İyi tamam, dedim. Kapattım tencereyi. Yaktım ocağın altını. Yarım saat geçti bizimki adeta bir Cüneyt Çakır, adeta bir Fırat Aydınus. Baktım düdüklü tencere dördüncü hakeme 4 dakika uzatmaları gösteriyor. Hemen gittim düdüğü indirdim. 4 dakika da öyle durdu. Sonra altını kapattım. Biraz bekledim. Gittim düdüğü kaldırmaya. Bi kaldırdım. Füüşşşşşşş nasıl ses çıkıyo. Lan bunlar patlıyo amk telefonu içeriye götüreyim de bi şey olmasın, dedim. O sırada füüüüş sesi iyice arttı su fışkırmaya başladı içinden. Ananıskim noluyoz lan? Neyin kutlaması bu falan derken hemen kenardan yaklaşıp düdüğü kapattım tekrardan. Ortalık ıslandı biraz. Dedim bu iş böyle olmucak. Annemi aradım. Anne düdüklü tencerenin düdüğünden su fışkırıyo. Napcaz bunu dedim. Ne pişiriyon, dedi. Söylemek de istemiyorum. Ya hep fışkırcak mı o, diye soruyorum. Suyun altına tut biraz, ne pişiriyon, dedi. Kuru fasulye pişiricem anne dedim. Akşamdan ıslatmadın mı, dedi. Anı yaşıyorum anne ben, dedim. Hadi kapatıyom deyip düdüklüyü suya tutmaya gittim. Tuttum suya. Sonra düdüğü kaldırdım. Füşt, dedi hava gitti amk. Bu muydu derdin, diye soramadım. Neyse çıkardım fasulyeleri, süzdüm, yıkadım falan. Sonra işte normal tencerede yağ, soğan, domates, salça, biber, su, fasulye, tuz, karabiber falan koydum onları kaynamaya bıraktım. (Püf noktalarını söyleyemem. Kusura bakmayın.) Annemi aradım işlemin tamam olduğunu söyledim. Yanına da pilav yapsaydın, dedi. Tamam anne, dedim. Kapattım telefonu. Fasulye de pişmek bilmiyodu lan. 1 saat falan sürdü. Sonra işte pilavı yaptım. Onu da yalnız başıma ilk kez yaptım. İkisi de efso oldu. Dünyanın en güzel kuru fasulye-pilavını yaptım. Yaşasın ben. Dinlediğiniz için teşekkür siz.
28 Eylül 2013 Cumartesi
D-Smart İnternet, Superonline ve TTNet
Şimdi size başımdan 18 günlük süre içerisindeki internet
bağlatma maceralarımdan bahsedicem. Direkt kurum adı vererek anlatıcam hepsini.
Dikkatli okuyun da karışmasın tamam mı?
2 yıldır Superonline’ın Adsl hizmetini kullanan bir insanım.
Memnun muydum? Çok memnundum. Taahhüt sürem dolduğu için 50 lira (17 lira da
telefona veriyodum. Toplamda bana 67’ye mâl oluyodu.) olan internetimin
ücretlendirmesi değişecekti. Ben de sağda solda reklamını yapan D-Smart’a bi
bakayım dedim. Baktım. Telefonla aradım. Hemen ulaştım müşteri temsilcisine. Televizyon
(Maxi paket) + Yalın internet hizmetine aylık toplamda 74 TL gibi bir ücret
çıkardılar. İyi güzel hoş, dedim ama önce Superonline’a kapatmak için
başvurayım sonra sizi ararım, dedim. Superonline’ı aradım, işlemleri başlattım.
Ardından D-Smartı tekrar aradım ve aboneliğimi başlattım. Bir gün sonra
(11.09.2013) beni aradılar ve yarın (12.09.2013) D-Smart bağlamaya
geleceklerini söylediler. Tamam, dedim ve geldiler bağlamaya. Evime çatıdan
çanak anten kablosu geldiği için problemsiz bir şekilde televizyonum bağlandı
ve bir modem bırakıldı. Evimde telefon hattı yoktu. Hat çekilmesi gerekiyodu.
En azından evin kapısına kadar. D-Smart’taki adam bugün yarın gelip çekeceğini
söyledi ekiplerin. Evden gitti. Günlerden perşembeydi. Ben herhâlde hafta sonu
da girer araya pazartesi (16.09.2013) günü bağlarlar dedim. Kimse gelmedi
pazartesi günü. Akşamına D-Smart’ı aradım. Açan yok. Aradım açan yok. Üç kere
15 dakika müşteri temsilcisi bekledim. Açan olmadı. Ben de yeni abone menüsünden
hemen ulaştım müşteri temsilcisine. O işlem yapamadığını söyledi. Beni internet
birimine bağladı. Bu bağlanma 4-5 dakika sürdü. Neyse internet birimindeki kişi
bana yalın internet işleminin en fazla 7 iş günü sürdüğünü söyledi. Düşündüm en
geç haftaya pazartesi (23.09.2013) bağlanacak. Neyse olsun da o zaman olsun, dedim.
Her gün işten çıkınca arıyorum ben bunları. Tabii başka numaradan arıyorum.
Çünkü üye olmuş bi insanın müşteri hizmetleri yetkilisine bağlanmak çok zor.
Ben hep yeni kayıttan kendimi bağlattırıyorum. Biraz daha kısa sürüyodu. İşte
işlemin hangi noktada olduğunu soruyorum sürekli. Bana 7. İş gününe kadar “yanlış
adres bilgisi, eksik evrak kaydı” gibi bir sürü nedenle geciktiğini söylediler.
Neyse 8. İş gününde (24.09.2013) uyarılar gönderildi. Olmadı. Kimse gelmedi eve kablo çekmeye. Artık dayanamadım ben. 26.09.2013 Perşembe günü aradım ve iptal ettirmek istediğimi söyledim interneti. Tamam iptal edelim ama dilekçe yazmanız lazım, televizyona da 32 TL ödemeye devam edeceksiniz, dediler. Dedim, onu kapattırırsam nolur? Yok cayma bedeli falan derken, 177 TL ödeyip kapattırırsınız, dediler. Tamam dedim ama herhangi bir kapattırma başvurusunda bulunmadım. 27.09.2013 tarihinde sabah telefonum çaldı. D-Smart’tan bi kadın aradı. İşte şikâyette bulunmuşsunuz falan dedi. Evet falan bağlamadınız interneti dedim. Kabloyu kapıya kadar çekeceğinizi söylediniz 15 gündür dedim. Kadın aynen şunu dedi “Biz hat işlerine bakmıyoruz. Gidip Telekom’dan kendiniz uğraşıp getirceksiniz adamları yalın internet bağlatmak için.” Benim burada kafam bi attı. “Nasıl getircem adamları ya. Ne diye getircem.” dedim. “Bu D-Smart’ın görevi. Gerekirse telefonla arıcaksınız. Siz getirceksiniz adamları benim evime.” dedim. “Biz öyle bi işlem yapmıyoruz.” dedi. Dedim “O zaman siz 15 gündür beni kandırıyosunuz.” “Öyle bi şey yok yanlış bilgi verilmiş size.” dedi. Dedim “Ben 15 günde 10 farklı insanla konuştum hepsi mi yanlış bilgi verdi? Siz şimdi uydurdunuz iptal etmem için bu bilgiyi.” dedim. “Hı hı hı.” dedi. “Bugünden sonra da D-Smart hakkında karalama kampanyası başlatıcam.” dedim. “İstediğinizi yapabilirsiniz.” dedi. Kapattım telefonu. Ben bu arada bi yerde internet iptalini de sıkıştırdım, işlem başlatıldı. Sonra bana arkadaşlar akıl verdi. “Senin sözleşmen tek. Televizyonu kapatsan da senden para alamazlar. Kabul etme.” dedi. Öğlen yine telefonum çaldı. 15 gün içinde en doğru düzgün konuşan bi adam aradı bu sefer. İşte ona da durumu anlattım. Sabahki kadının söylediklerini söyledim. “Neden öyle demiş ki ya?” falan dedi hatta. İşte ben buna dedim: Ben her şeyi kapatmak istiyorum D-Smart adına. Aylık da televizyon için 32 TL veremem. Onu da kapatıcam. Tek sözleşme olduğu için ve D-Smart internetimi bağlamadığı için bedel de ödemem dedim. Adam, internetinizi kapatalım, televizyonu da 1 yıllık taahhütlü 18 TL yapalım, dedi. Böyle olursa kabul edeceğimi söyledim ben de. Modemi iade için kargo bilgilerini verdi. Kapatmadan da şeyi sordum “Ya siz insanların sizin internetinizi kullanmasını istemiyo musunuz?” diye. Adam biz böyle bir sorun olduğunu bilmiyoduk gerekli birimlere iletilecek, falan dedi.
Neyse ben işten çıktım. Gittim TTNet’e bu sefer. Başvuru yaptım. Adam sistem kapalı diye, modemi yarın vereyim, dedi. Eve geldim. Yattım uyudum falan sabah (28.09.2013) telefonum çaldı. İşte hocam evinizin tam yeri neresi falan diye. İnternet başvurusu yapmışsınız dedi. İndim evin aşağısına. İşte adamlarla birlikte eve kablo çektik ama modem yok bende. Hemen koştum TTNet’ten modemi istemeye. TTNet’teki adam “Hocam biz kimseyi göndermedik internet bağlatmaya. Onlar D-Smart için gelmiştir.” dedi. Yok artık ebesinin amı dedim ve eve koştum. Anlattım durumu. Gelenler de Telekom yetkilisi olduğu için TTNet’teki adamla konuştular. D-Smart’ı aktif etmediler. Zaten dün iptal başvurusunda bulunmuştum. Gittim hemen D-Smart’ın modemini kargoya verdim. Eve kablo çekik duruyo şimdi. Bi de hepsinden gayrı Superonline’ın modemini bile iade edemedim 10 gün içinde. Yine dilekçeler, fakslar, mailler uğraştık onu götürcem bi de Turkcell İletişim Merkezine. :D Yani şu anda 3 platformda da üyeliğim var. :D YAŞASIN BEN.
Neyse 8. İş gününde (24.09.2013) uyarılar gönderildi. Olmadı. Kimse gelmedi eve kablo çekmeye. Artık dayanamadım ben. 26.09.2013 Perşembe günü aradım ve iptal ettirmek istediğimi söyledim interneti. Tamam iptal edelim ama dilekçe yazmanız lazım, televizyona da 32 TL ödemeye devam edeceksiniz, dediler. Dedim, onu kapattırırsam nolur? Yok cayma bedeli falan derken, 177 TL ödeyip kapattırırsınız, dediler. Tamam dedim ama herhangi bir kapattırma başvurusunda bulunmadım. 27.09.2013 tarihinde sabah telefonum çaldı. D-Smart’tan bi kadın aradı. İşte şikâyette bulunmuşsunuz falan dedi. Evet falan bağlamadınız interneti dedim. Kabloyu kapıya kadar çekeceğinizi söylediniz 15 gündür dedim. Kadın aynen şunu dedi “Biz hat işlerine bakmıyoruz. Gidip Telekom’dan kendiniz uğraşıp getirceksiniz adamları yalın internet bağlatmak için.” Benim burada kafam bi attı. “Nasıl getircem adamları ya. Ne diye getircem.” dedim. “Bu D-Smart’ın görevi. Gerekirse telefonla arıcaksınız. Siz getirceksiniz adamları benim evime.” dedim. “Biz öyle bi işlem yapmıyoruz.” dedi. Dedim “O zaman siz 15 gündür beni kandırıyosunuz.” “Öyle bi şey yok yanlış bilgi verilmiş size.” dedi. Dedim “Ben 15 günde 10 farklı insanla konuştum hepsi mi yanlış bilgi verdi? Siz şimdi uydurdunuz iptal etmem için bu bilgiyi.” dedim. “Hı hı hı.” dedi. “Bugünden sonra da D-Smart hakkında karalama kampanyası başlatıcam.” dedim. “İstediğinizi yapabilirsiniz.” dedi. Kapattım telefonu. Ben bu arada bi yerde internet iptalini de sıkıştırdım, işlem başlatıldı. Sonra bana arkadaşlar akıl verdi. “Senin sözleşmen tek. Televizyonu kapatsan da senden para alamazlar. Kabul etme.” dedi. Öğlen yine telefonum çaldı. 15 gün içinde en doğru düzgün konuşan bi adam aradı bu sefer. İşte ona da durumu anlattım. Sabahki kadının söylediklerini söyledim. “Neden öyle demiş ki ya?” falan dedi hatta. İşte ben buna dedim: Ben her şeyi kapatmak istiyorum D-Smart adına. Aylık da televizyon için 32 TL veremem. Onu da kapatıcam. Tek sözleşme olduğu için ve D-Smart internetimi bağlamadığı için bedel de ödemem dedim. Adam, internetinizi kapatalım, televizyonu da 1 yıllık taahhütlü 18 TL yapalım, dedi. Böyle olursa kabul edeceğimi söyledim ben de. Modemi iade için kargo bilgilerini verdi. Kapatmadan da şeyi sordum “Ya siz insanların sizin internetinizi kullanmasını istemiyo musunuz?” diye. Adam biz böyle bir sorun olduğunu bilmiyoduk gerekli birimlere iletilecek, falan dedi.
Neyse ben işten çıktım. Gittim TTNet’e bu sefer. Başvuru yaptım. Adam sistem kapalı diye, modemi yarın vereyim, dedi. Eve geldim. Yattım uyudum falan sabah (28.09.2013) telefonum çaldı. İşte hocam evinizin tam yeri neresi falan diye. İnternet başvurusu yapmışsınız dedi. İndim evin aşağısına. İşte adamlarla birlikte eve kablo çektik ama modem yok bende. Hemen koştum TTNet’ten modemi istemeye. TTNet’teki adam “Hocam biz kimseyi göndermedik internet bağlatmaya. Onlar D-Smart için gelmiştir.” dedi. Yok artık ebesinin amı dedim ve eve koştum. Anlattım durumu. Gelenler de Telekom yetkilisi olduğu için TTNet’teki adamla konuştular. D-Smart’ı aktif etmediler. Zaten dün iptal başvurusunda bulunmuştum. Gittim hemen D-Smart’ın modemini kargoya verdim. Eve kablo çekik duruyo şimdi. Bi de hepsinden gayrı Superonline’ın modemini bile iade edemedim 10 gün içinde. Yine dilekçeler, fakslar, mailler uğraştık onu götürcem bi de Turkcell İletişim Merkezine. :D Yani şu anda 3 platformda da üyeliğim var. :D YAŞASIN BEN.
Özet:
*D-Smart onlarca reklamını yaptığı internetinin alt
yapısının sahibi olan Türk Telekom ile büyük iletişimsizlik içerisinde.
*D-Smart müşteri hizmetleri yetkilisine bağlanma süresi en
az 15 dakika. (Ben o kadar bekleyip kapatıyodum hep)
*D-Smart müşteri temsilcilerinin söyledikleri çok tutarsız. O
başka, bu başka bir şey söylüyor.
*Superonline’ın müşteri hizmetlerine defalarca teşekkür
ederim. 2 yıl boyunca aldığım hizmet çok güzeldi.
*Yine sana kaldık TTNet. Sik bakalım hunharca. :D
23 Eylül 2013 Pazartesi
Ters ayakkabı
Söylediği hiçbir şey beni tatmin etmiyordu. “Ne alakası var
babaanne ya?” deyip duruyordum. “Bizim zamanımızda böyle değildi. Büyükler ne
derse inanırdık.” cümlelerini tekrarlıyordu o da. “E haklısın babaanne. Gece
ıslık çaldık cinler gelecek. Böcek osurdu kötülük gelecek. Köpek amuda kalktı
hanede biri ölecek. İnanılmayacak şeyler değil bunlar gerçekten.” dedim. Cevap
bile vermedi bu sefer. Ama suratındaki “Hıh. Zamane çocuğu.” ifadesini görmek
için de pek çaba sarf etmedim ve tripler gelmeye başladı tabii ardından.
Yaşlılar trip atma konusunda kız arkadaşlardan çok daha başarılıdırlar. Sanki o yaşa kadar size laf sokmak için yaşamış gibidirler. İşi öyle “peki, neyse iyi geceler, anladım” gibi basit kelimelere dökmezler. Sağlam çalışırlar.
Yaşlılar trip atma konusunda kız arkadaşlardan çok daha başarılıdırlar. Sanki o yaşa kadar size laf sokmak için yaşamış gibidirler. İşi öyle “peki, neyse iyi geceler, anladım” gibi basit kelimelere dökmezler. Sağlam çalışırlar.
-Yemeği yakmışım ya.
-Eee elin işte gözün oynaşta
tabii.
-Dışarı çıkmam lazım. Saatte geç
oldu.
-Ne olacak canım? Siz gençsiniz.
Size bir şey olmaz.
Yaşlıların soktukları her türlü laf, anlattıkları hikâyeler, söyledikleri kulağa küpe olacak türden şeyler hafızalardan çıkmaz senelerce. Şimdilerde düşünüyorum da iyi kurtarmışım bunca şeyin arasından kendimi. Geceleri tırnak kesme, parmaklarını kütletme, otururken bacağını sallama falan derken cidden iyi kurtarmışım kendimi. Tabii biri dışında: Ters ayakkabı ya da ters terlik gördüğümde nasıl bir etkiyse artık hemen onu çevirme hissi doğuyor içimde. Her seferinde “Ah ulan babaanne. Yapılır mı bana bu?” diyorum. Camiye her gidişimde içimde yaşadığım çelişkiler yüzünden kendimden geçiyorum. “Bakma lan. Bakma ayakkabılara. Oğlum kesin ters duran ayakkabı vardır bir sürü orada. Bakma sakın. Kötülük gelirse ne yapacağız? Bakma oğlum yine de.”
İşte ben buna kendimce babaanne etkisi diyorum. Bazen benimki gibi küçük bir şey olsa da bazen de kişinin hayatını şekillendirir bu etki. Bir bakmışsınız bir gün babaanne oluvermişsiniz.
Yaşlıların soktukları her türlü laf, anlattıkları hikâyeler, söyledikleri kulağa küpe olacak türden şeyler hafızalardan çıkmaz senelerce. Şimdilerde düşünüyorum da iyi kurtarmışım bunca şeyin arasından kendimi. Geceleri tırnak kesme, parmaklarını kütletme, otururken bacağını sallama falan derken cidden iyi kurtarmışım kendimi. Tabii biri dışında: Ters ayakkabı ya da ters terlik gördüğümde nasıl bir etkiyse artık hemen onu çevirme hissi doğuyor içimde. Her seferinde “Ah ulan babaanne. Yapılır mı bana bu?” diyorum. Camiye her gidişimde içimde yaşadığım çelişkiler yüzünden kendimden geçiyorum. “Bakma lan. Bakma ayakkabılara. Oğlum kesin ters duran ayakkabı vardır bir sürü orada. Bakma sakın. Kötülük gelirse ne yapacağız? Bakma oğlum yine de.”
İşte ben buna kendimce babaanne etkisi diyorum. Bazen benimki gibi küçük bir şey olsa da bazen de kişinin hayatını şekillendirir bu etki. Bir bakmışsınız bir gün babaanne oluvermişsiniz.
28.11.2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











