27 Nisan 2013 Cumartesi

Ot dergisi ve başıma gelen garip olaylar

Ot denen dergi 2013'ün Mart ayında ilk sayısını çıkardı. Benim bundan Nisan'da haberim olduğu için ilk sayısını alamadım. Daha sonra baktım ki Idefix'te derginin ilk sayısı satışta. Hemen sipariş verdim. Beni bilmem kaç gün beklettiler ve sonunda yayınevinin derginin ilk sayısını çıkartmadığını söylediler ve siparişimi iptal ettiler. Ben de napayım ne edeyim derken Twitter aklıma geldi ve 2-3 gün elinde fazlalık olan varsa bana yollasın gibilerinden tweetler attım. Neyse yollayacak olanlar çıktı. Yollarım deyip ses çıkarmayanlar falan çıktı derken bir gün bir link geldi, Idefix yeniden satışa başlamış ilk sayıyı. Dedim başka insanları uğraştırmaktansa 5 TL'lik dergiye 6 TL kargo parası ile siparişimi verdim. Hemen kargoya verdiler. Dün ben okuldayken kargocu gelmiş, tabii beni bulamadı evde. Aradı telefonla. "Hocam napalım, nereye bırakalım?" dedi. Ben de "Bizim evin orada blablabla kırtasiye var. Oraya bırakın." dedim. Neyse bırakmışlar. Bugün kırtasiyeye gittim. Orada çalışan adam "MNG'den tek kargo geldi. Onun da sahibi aldı gitti." dedi. MNG'yi aradım. "O tek kargo sizindi." dediler. Adama döndüm "Benim kargoyu başkası almış." dedim. Adam bana döndü "Kameralardan bakarız kimin aldığına." dedi. İşte böyle arkadaşlar. Benim sormak istediğim şu: Bana bu derginin birinci sayısını okutmamak gibi bir niyetiniz mi var? Ne yazıyo lan orda? Emre'nin 6 ay ömrü kaldı falan mı yazıyo? Benden saklıyo musunuz gerçekleri? Amk 2 yıldır aynı sistemle çalışan kargocu-kırtasiye-ben düzenini bozan ibne kim? Hadi yanlışlıkla aldıysa bugün neden geri getirmedi dergiyi. NİYE LAN NİYE? Ama dur yarın kameralardan bakıcaz. İşte o zaman seni bulacam oğlum.

18 Nisan 2013 Perşembe

Bayburt meselesi

Yazının basın açıklaması şeklinde olacağına dair bir his var içimde ama daha samimi bir ortam oluşturmak adına şunları buraya bırakıyorum: lan, pipi, kuku, taşak...

Şimdi gelelim Bayburt meselesine. Öncelikle meselenin çıkış noktasına değinmek istiyorum. Ben kendilerim 10 yıldır memleketimden, evimden uzakta yaşayan biri olarak "Memleket nere?" sorusuyla muattap olmuş bir kişiyim. Asıl sorun bu soruda değil bundan sonra gelecek olan karşıdaki kişinin "Benim orada falanca falancam var." muhabbetlerinde. Bir gün yine kendim gibi 10 yıldır memleket dışında yaşayan bir arkadaşımla konuşurken konu buraya geldi. İkimiz de aynı olaydan yakınmaya başladık. "Oğlum birisinin de bizim orada bi akrabası olmasın." cümlesinde birleştik. Yalnız baya bi sinirliyiz. Yetti lan yetti boyutunda. Muhabbet böyle ilerlerken arkadaşım "Bayburt diyelim lan memleketimize. Oğlum Bayburt'ta kimsenin akrabası yoktur. Tanıdığının olması bile çok zor ihtimal." dedi. Bu söylediği içimde öyle bir ferahlık yarattı ki "Ohahahaha harbi lan. Öyle diyelim." deyiverdim. Muhabbet o gün burada kapandı. Biz de gayriresmî olarak memleketlerimizi Bayburt yaptık.

Aradan 1-2 ay geçtikten sonra kurtarıcımız Bayburt benim ilgi alanım oldu. İnternette gezinirken zaman zaman kendimi Bayburt'un fotoğraflarına bakarken buldum. Tarihçesini araştırdım kimi zaman. Orada Baksı Müzesi adı altında muazzam bir yerin olduğunu öğrendim. 3. lige çıkma yolunda Bayburtspor taraftarlarıyla sevindim sosyal medyada. Kısaca kendimi iyice Bayburtlu gibi hissetmeye başladım. İlk olarak memleketim Bayburt'la ilgili "-Nereye gidiyorsun? +Bayburt'a gidiyorum. -Ooo. Gelirken bize (DÜŞÜNDÜ DÜŞÜNDÜ VE BAYBURT'UN NEYİ MEŞHUR BULAMADI) bi şeyler getir." tweetini attım ve olay bundan sonra koptu gitti. Zaman zaman Bayburt haberleri paylaştım. İnsanlar Bayburt ile ilgili karşılarına çıkan Bayburt Pazarı'ndan tut, Bayburt'la ilgili test soruları gibi şeyleri benimle paylaştılar, ben onları takipçilerimle paylaştım ve bol paylaşımlı bir ortam oldu.

İşte olay bundan ibaret. Ben Bayburt'ta doğmadım. Ailemden kimse Bayburtlu değil. Bayburtlu tanıdığım yok. Olay şu ki: Ben kendimi Bayburtlu hissediyorum. Aynı dünyadaki 1 milyon Bayburtlu gibi.

14 Nisan 2013 Pazar

34. gün

Anahtarlığındaki iki anahtarın hangisinin üst kapıyı açacağına dair oynadığın küçük oyununu bırakmışsın. Yüzde elli şansa olan inancının yüzde otuz üçe karşı olandan daha zayıf olmasını zor kabullensem de sana olan inancım sonsuzdu biliyosun. Yine fark etmiyorsun ama içeri girdiğin gibi anahtarı montunun cebine koyuyorsun. Muhtemelen yarın o montu giymeyeceksin ve evden çıkarken dakikalarca anahtarı arayacaksın. Yine bir konu hakkında onlarca boş kelime sarf ettim değil mi? Dua et de olayı kalbimin anahtarına bağlamadım.


İlk yöneldiğin yerin mutfak olması şaşırtmıyor beni. Bir insan kendini sandalyede nasıl rahat hisseder? Ağlıyor musun? Dursana daha erken. Gece uzun. Ben yokum. Hem mutfak ağlamak için hiç uygun bir yer değil bence. Soğan da doğramıyorsun ki zaten. Ha soğan demişken ne yiceksin bu akşam. Şey yani ne sipariş edeceksin bu akşam? Ağlamasana.

“Biraz dışarı çıkalım mı?” Çık bence. İnsanlar senin iyiliğini düşünüyorlar. O adamı sevmesem de çık yani. Muhtemelen sana “Ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor.” gibi şeyler söyleyecek. Sana anlamsız gelecek hepsi ama bir zaman sonra içinde anlam kazanacak. Çıkmıyosun. Defterimizi açıyorsun ve yazmaya başlıyorsun:

“Bugün gidişinin 34. günü. Aslında buna gidişin demek istemiyorum. Gidişimiz desem daha doğru. Ben seninle tanıştığımın 34. gününü dün gibi hatırlarken gidişimizin 34. gününü nasıl kabullenebilirim. Neden bu kadar plan yaptık birlikte? 34 günde adı Kaan olan kaç küçük çocuk gördüm biliyo musun? Bizden başka kimsenin dinlemeyeceğini düşündüğüm o şarkıyı sürekli duymamın sebebi ne? En sevdiğin tişörtünün aynısını giyen insanların sayısı nasıl olur da bu kadar çabuk artar? Bazen gerçekten anlamıyorum. Her “Hayat devam ediyor.” denildiğinde “Sikeyim böyle hayatı.” diyorum içimden. Seni çok özledim lan Cankuli. Bak yine güleceğim geliyor böyle deyince. Aklıma o “Bana bundan sonra Cankuli desene.” deyişin geliyor. Ölümün şakasını yaparken sen değil miydin beni susturmaya çalışan. Keşke hiç ses çıkarmasaymışsın. Belki az da olsa normal gelirdi o zaman. Şimdi çok bok.”

2 Nisan 2013 Salı

Gerçek kesit #3

Yine yeni yeniden bir attırmalı yazı ile karşınızdayım. Bu yazı türünün en zor kısmı ilk cümle. Ohoooo direkt yazar moduna girdim. İlk cümleeeeee. Evet ilk cümleeeeee. Onu yazdıktan sonra gerisi geliyor. Ha bu arada Türkçemizde gerisin geri diye bir zarf var. En sevdiğim kelime gruplarındandır kendileri. Kullanmadığım şeyleri severim gibisinden bir şey de mevcut aslında hayatımda. Hani böyle elini kaldırmadan mektup zarfı yapmaya çalışıyoduk küçükken. İyiydi o. İkinci sınıfta el yazısı öğrenirken öğretmen "El yazısı yazarken el kağıttan kaldırılmaz." derdi. Ben de o zamanlar inadına sürekli kaldırırdım. Kendi kendime de "Bak kaldırıyorum işte." derdim. Deniz Baykal swf tıkla. Neyse konumuza dönmek gerekirse eğer belirli bir konumuz olmadığını görüyoruz. Bakmakla görmek farklı şeymiş. Böyle klişeler sizi de çok sıkmıyor mu lan? Yani böyle tam ciddi bir ortamda birisi bu tarz şey söyleyince benim gülesim geliyo. Bakmakla görmek farklı şey. Hayır bi de aklıma "Vakvakla ördek aynı şeydir." cümlesi geliyo öncelerden okuduğum. Yalnız bi yerde okudum. Lütfen. İnternette falan görmedim. Bi yerde okudum. İnternette görünce seviye düşüyor. Bir yerde okudum deyince sanki bütün gün kafayı ansiklopedilerden kaldırmıyormuşsun gibi oluyor. Yine kaldırmak dedim lan. Kopamadım konudan. Şey bu arada ansiklopedilere noldu ya? Ben küçükken bizim evde çok vardı. Ana Britannica, Temel Britannica, Gençlik Ansiklopedisi falan filan. Çocukluğum bunlarla geçti lan benim. Açar okurdum salak salak. Sen çocuksun oğlum git çizgi film izle. Hayır ben illa bunları okurdum. Arkadaşlarım sokağa çağırırdı. Ben "Gelmicem ben ansiklopedi okucam." falan derdim de demezdim tabii. Son dediğim sokak muhabbeti şaka. Sokak çocuğuyduk kank. Bunlar babadan oğla nesil. Nesiller boyu güven. Türk öğün çalış. Çalış. Çalış. Çalış.

Yazma süresi: 13 dk

31 Mart 2013 Pazar

Yer imlerim

Biraz kendimi tanıtan, biraz hoşlaştığım şeyleri belirten biraz da can sıkıntısından yazmış olduğum bir yazı ile karşısınızdayım. Bu yazı da benim uzun süredir kullandığım yer imlerimi paylaşıcam. Canımın sıkıldığı anlarda soluğu aldığım şeyler. O yüzden kırmızılı şeylere istediğiniz şekilde tıklayabilirsiniz. Hepsi yeni pencerede açılacak.

İlk bölüm "Favoriler" diye bir bölüm. Aslında en çok kullandığım internet sitelerini kaydetmek için kullanacağım bir klasörken şimdilerde karman çorman bir şey oldu. Facebook ve Twitter'ın ardından bu klasörde karşımıza ilk olarak "Meireles koçum benim" çıkıyor. Fenerbahçe için aşırı anlamlı bir goldü ve spiker de mükemmel coşmuş gol sonrasında. Bir sonraki yer imimizde ise yazıda bol bol karşılaşacağımız inci swf'lerin ilki geliyor: Şakirt Detected. Ardından Hababam Sınıfı'ndan Ahmet gelsin o zaman. Biraz şarkı arası vermek gerekirse bu şarkıyı ilk kez mserdark aracılığyla duymuştum, onu koymuşum yer imlerime: Özdemir Erdoğan-Vitrin. Of sıradaki yer imi benim hayatım ya. Bayılıyorum var ya. Bak yine insanlıktan çıktım. Çocukluğunu anlat deseler bunu paylaşabilirim: Euro 96 Offical Sticker Album Panini. Yine cıvıtıyoruz ve şimdi yine bir inciswf olan "eppek var mı panpa" geliyor. Hemen ardından "Yav he he" gelsin şimdi de. Sonra şöyle bi blog bulmuşum. Her gün bir tane güzel şarkı paylaşıyormuş. Sevmişim ve eklemişim: http://1sarki.tumblr.com. Ve bu klasörün son yer imi Fecile Günlükleri. Gerçekten son dönemde beni en çok etkileyen yazı diyebilirim. Her hafta bir kere okurum kesintisiz.

İkinci bölüm torrentler ve her ne kadar ikisini kullanmasam da eklediğim 3 Türk torrent sitesinden oluşuyor. Onları paylaşayım sizinle. Muhtemelen üyelikler hâlâ davetiye yoluyla oluyor. En sevdiğim Bitturk. Sonra Turktorrent ve Leechturk.

Üçüncü bölümde mail adreslerim var. Yeri gelmişken onu da hatırlatayım: tekerleklibavul@gmail.com

Dördüncü bölüm alışveriş bölümü olmuş. Yalnız bildiğimiz elektronik eşya alışverişi bölümü olmuş. Aslında arada bir kıyafet sitelerine de göz gezdiriyorum fakat gerek görmemişim demek ki. Siteleri paylaşayım o zaman hemen: Vatan Computer. Vatan Bilgisayar'dan bugüne dek 2 kez alışveriş yaptım. İkisinden de memnun kaldım. Hatta ne faturam ne garanti belgem vardı ama yine de e-fatura ile telefonumu tamir etmişlerdi 29 gün sürse dahi. Sonrasında Hepsiburada var. Buradan çok alışverişim oldu ve hiç problem yaşamadım. Hatta daha bugün Knorr çorba sipariş ettim 76 kuruşa. Sırada Ereyon var. Burası diğer alışveriş siteleri kadar gözde olmasa da benim favorimdir. Bilgisayarımı aldığım yerdir. Şöyle anlatayım. Bundan 3 buçuk sene önce laptop almıştım burdan. Şarj aletinde bıcır bıcır bir ses. Sinir bozucu bir şey. Neyse forumlarda araştırdım ve bu sesin çoğu insanın şarj aletinde olduğunu gördüm. İşte insanlar Teknosa'ya gittiklerinden ve oraların hatayı kabul etmediklerinden falan bahsediyolar. Ben bi mail attım Ereyon'a. 10 dk. sonra hemen telefonla aradılar beni. Hemen kargoyla karşı ödemeli yollayın, değiştirelim dediler. Dediklerini yaptım ve 3 gün sonra sapasağlam şarj aletim gelmişti. Müşteri hizmetlerindeki Şebnem Hanım'a selam. :D Sonraki site ise Hızlıal. Bu siteden de çamaşır makinesi almışlığım vardır. Sorunsuzdur. Yalnız bu yazıyı yazarken şunu fark ettim ki ben alışveriş siteleriyle hiç sorun yaşamamışım ya. Süpermiş bu. Son sitem ise Gittigidiyor olmuş. Profil fotoğrafımdaki tişörtü burdan açık arttırma ile almıştım seneler önce. :D

Beşinci bölüm "emo" adlı bir bölüm. Adımın kısaltması bir bölüm. Ağırlıklı şarkılı, türkülü bir bölüm. O yüzden dırdır etmeden şarkıları paylaşayım önce: 
Şarkılarımız bu kadarmış. Bunun dışında da "Dedikleri Anlaşılmayan Adam" swfsi nasıl girmişse girmiş bu klasöre.

Altıncı bölüm ise "Haberler" diye bir bölüm ve içerisinde Radikal ve Hürriyet gazetelerinin internet siteleri var.

Yedinci bölüm ise en karışık bölüm olan "Siteler" bölümü. Bunları gruplayıp paylaşmak gerekirse şarkılardan türkülerden başlayayım yine:
İnciswfler (+18)

Sanırım bu kadar yeter. Aslında aralarda daha bir sürü gereksiz şey vardı fakat adı üstünde gereksiz işte. Gereksiz amk. Yakşamlar.

19 Şubat 2013 Salı

Gitmeyeydin iyiydi

“Seni sonsuza dek sevicem.” derken ciddi miydi lan acaba? Dur biraz bunu düşüneyim. Tabii sonsuz derken ne demek istemişti. Limit falan. Heeee çok komik amk. Şimdi bir insan, bir insana neden bunu der acaba? Kaybetme korkusu muydu ona bunu söyleten? Belki de bi an içinden söylemek geldi. Bu kadar düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Eğer çok gerçekçi ise ve gerçekten beni sonsuza dek sevecekse de düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Gitti.

Perşembeleri çok severdi. Benim nefret ettiğimi bildiği hâlde. Cumayı hatırlatıyormuş ona. “O zaman çarşamba da perşembeyi hatırlatıyor. Onu da sev. Hatta salı çarşambayı. Pazartesi salıyı. Aaaa sendromu da siktik bak.” dediğimde üstüne basa basa komik olmadığımı söylerdi. Aslında bana gülerdi. O da mı numaraydı lan? İnsan yalandan güler mi amk? Eğer öyleyse ebesinin amı diyorum ama gerçi bu kadar düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Eğer bana gerçekten gülüyorsa da düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Gitti.

En büyük kavgamız corn flakes yüzünden çıkmıştı. Sütün içinde corn flakesi çok bekletiyomuşum. Yumuşak oluyorlarmış. Bi boka benzemiyormuş. E amk yumuşamıcaksa neden süte koyuyoruz biz bunları. Atalım ağzımıza üstüne de süt içelim. Corn flakesten girdik kuzeninin sevgilisinden çıktık. Gerçekten biz bunu nasıl başardık lan? Yani üçüncü dünya ülkelerinin dünya ekonomisindeki payını tartışıcaz diye korkmuştum. Evi terk etti o gün. Mutfaktaki her yana saçılmış corn flakesleri de arkasında bırakarak. Ben de yerden toplayıp yedim hepsini çerez niyetine. Cırcır olacağımı falan da düşünmedim. Sanırım ayrılık insana cırcırı bile düşündürtmüyor.

Bir gün yine doğmayacak çocuğumuza isim düşünüyoruz. Ben diyorum, dedemin ismini koyalım. Dedenin ismi ne, diyor. Berke Deniz, diyorum. Hahahahahah çok gülüyoruz amk. Bu kadar salakça bir şeye bile baya bi gülüyoruz. Ninemin ismi Ceylin Su. Sonra erkek olursa Saadettin, kız olursa Vasfiye koymaya karar veriyoruz. Koymayan orospu çocuğudur, deyip de işi ciddiye bindiriyoruz. Vasfiye Acar. Saadettin Acar. Oha süper oldu, diyoruz. Ağlıyoruz amk. Gülmekten ağlıyoruz.

Şimdi ne sikimi yiyo acaba? Arzu’ya anlatıyodur yavşak yavşak, öyle olması gerekiyodu, ikimiz için de doğru olan buydu. Heh hayatımızdaki her şey doğruydu da bi biz yanlıştık. İyi bari sayende kurtulduk. Neyse lan gitmeseydin iyiydi aslında. Yani ne bileyim. İster istemez düşünüyorum geçmişi. Tamam tamam. Bence en iyisi sikeyim ben geçmişi. Öptüm. Kendine çok iyi bak.

27 Ocak 2013 Pazar

Anne

@tekerleklibavul:

-Annelere göre su bardakları 3'e ayrılır: Günlük su bardakları, misafirlere özel su bardakları, dokunulmazlığı olan vitrindeki su bardakları.
-Çocuk Facebook'ta resim ekleyip yorumlara cevap yazarken içeri anne girer ve "Ayarla da Şerafettin dayınlarla kameradan konuşalım."
-Allah korusun kaza yapsam yerde yatarken annem yanıma gelir "Hadi kalk da yerine yat." der.
-100 bin kere söylesem de laptopun şarj cihazının kablosuna takılacaksın değil mi anne? O yüzden ben susayım da sen rahat rahat takıl.
-Duşta bağırarak şarkı söylerken annem "Toplucan cinleri başına." diye kızdı. İçimdeki Amerikan öldü.
-Balkondaki o işe yaramayan ve senelerdir orada duran eşyalar benim olsaydı çöpe atardın değil mi anne?
-Misafir terliği, misafirlere özel su bardağı, misafirlere özel havlu... İstemiyosan söyle ben çıkayım yani evden anne.
-Anneme "Şükran Günü ne zamandı ya?" diye sordum. "Yok yok Şükran teyzenlerde değil bu hafta altın günü." dedi. İçimdeki Amerikan öldü.
-Fırıncı "Ohhh bak sana sıcacık ekmek veriyorum." dedi. "Abi nasılsa eve gidince annem bayatları yedirecek." dedim. Sarıldık. Ağlaştık.
-Annem mutfaktan yemeğe çağırdığında ilk seferinde sofraya gittim. "Yavruuum" dedi. "Anaaam" dedim. Sarıldık. Ağlaştık.
-Annemin beni bilgisayardan kaldırmaya çalışırkenki "Senin o. Bir yere kaçmıcak." sözüne her seferinde gülüyorum lan
-Evde yapılan ayranın markette satılan ayrandan daha güzel olduğunu düşünen canlıya "anne" denir.
-Bir anne atasözü der ki:"Onu boz da rahatla."
-Anneme "Domestos mu çocuğun mu?" diye sorsalar kendime hiç şans tanımam.
-Aileyle çıkılan tatillerde kutu kola, yarım litrelik su kavramı yoktur. Anne önde oturur ve şişeden herkesin bardaklarına doldurur.
-Bir anne atasözü der ki: "Buzdolabındaysa bir şey olmaz."
-Bir anne atasözü der ki: Sen anca paraları onlara harca.
-Burnum akıyo ya. +Klimadan olmuştur o. -Belim de ağrıyo. +Klima yapıyo işte. -Canım sıkılıyo off. +Klima yüzünden. -Anne bi dur ya allasen.
-Bilgisayarda kız fotoğrafı açtığım anda, normalde uzağı görememekten şikâyet eden annem, odanın diğer ucundan "Aaaa kim o kız?" diyo.
-Ya anne verdiğin şeyi bi yere götürmek koymuyor da mor renkli BİLLİOĞLU TUHAFİYE torbasına koymasan o şeyi iyi olcak yani.
-Bir anne atasözü der ki: Basma o eşiğe.
-Bir anne atasözü der ki: Altına bi tepsi alsaydın.
-Bir anne atasözü der ki: Sen bana hiçbir şey anlatmıyosun.
-Mısır güzelmiş, hepsi patladı. (Annem Wilde)
-En büyük tehdit "Anne ben yemek yemicem." dediğimde, annemin "Bak sonra senin için ayrı sofra kurmam." demesi.
-Bebekken suluğu, ilkokulda matarayı daya ağzımıza. Ondan sonra evde su şişesini kafaya dikince adam öldürmüşüz gibi bağır. Olmaz anne bu iş.
-Bir şeyler yerken altına tepsi almamıştım. Annem gördü bir şey demedi. Anne dedim. Oğlum dedi. Tepsi dedim. Boş ver dedi. Sarıldık ağlaştık.