Yine yeni yeniden bir attırmalı yazı ile karşınızdayım. Bu yazı türünün en zor kısmı ilk cümle. Ohoooo direkt yazar moduna girdim. İlk cümleeeeee. Evet ilk cümleeeeee. Onu yazdıktan sonra gerisi geliyor. Ha bu arada Türkçemizde gerisin geri diye bir zarf var. En sevdiğim kelime gruplarındandır kendileri. Kullanmadığım şeyleri severim gibisinden bir şey de mevcut aslında hayatımda. Hani böyle elini kaldırmadan mektup zarfı yapmaya çalışıyoduk küçükken. İyiydi o. İkinci sınıfta el yazısı öğrenirken öğretmen "El yazısı yazarken el kağıttan kaldırılmaz." derdi. Ben de o zamanlar inadına sürekli kaldırırdım. Kendi kendime de "Bak kaldırıyorum işte." derdim. Deniz Baykal swf tıkla. Neyse konumuza dönmek gerekirse eğer belirli bir konumuz olmadığını görüyoruz. Bakmakla görmek farklı şeymiş. Böyle klişeler sizi de çok sıkmıyor mu lan? Yani böyle tam ciddi bir ortamda birisi bu tarz şey söyleyince benim gülesim geliyo. Bakmakla görmek farklı şey. Hayır bi de aklıma "Vakvakla ördek aynı şeydir." cümlesi geliyo öncelerden okuduğum. Yalnız bi yerde okudum. Lütfen. İnternette falan görmedim. Bi yerde okudum. İnternette görünce seviye düşüyor. Bir yerde okudum deyince sanki bütün gün kafayı ansiklopedilerden kaldırmıyormuşsun gibi oluyor. Yine kaldırmak dedim lan. Kopamadım konudan. Şey bu arada ansiklopedilere noldu ya? Ben küçükken bizim evde çok vardı. Ana Britannica, Temel Britannica, Gençlik Ansiklopedisi falan filan. Çocukluğum bunlarla geçti lan benim. Açar okurdum salak salak. Sen çocuksun oğlum git çizgi film izle. Hayır ben illa bunları okurdum. Arkadaşlarım sokağa çağırırdı. Ben "Gelmicem ben ansiklopedi okucam." falan derdim de demezdim tabii. Son dediğim sokak muhabbeti şaka. Sokak çocuğuyduk kank. Bunlar babadan oğla nesil. Nesiller boyu güven. Türk öğün çalış. Çalış. Çalış. Çalış.
Yazma süresi: 13 dk
2 Nisan 2013 Salı
31 Mart 2013 Pazar
Yer imlerim
Biraz kendimi tanıtan, biraz hoşlaştığım şeyleri belirten biraz da can sıkıntısından yazmış olduğum bir yazı ile karşısınızdayım. Bu yazı da benim uzun süredir kullandığım yer imlerimi paylaşıcam. Canımın sıkıldığı anlarda soluğu aldığım şeyler. O yüzden kırmızılı şeylere istediğiniz şekilde tıklayabilirsiniz. Hepsi yeni pencerede açılacak.
İlk bölüm "Favoriler" diye bir bölüm. Aslında en çok kullandığım internet sitelerini kaydetmek için kullanacağım bir klasörken şimdilerde karman çorman bir şey oldu. Facebook ve Twitter'ın ardından bu klasörde karşımıza ilk olarak "Meireles koçum benim" çıkıyor. Fenerbahçe için aşırı anlamlı bir goldü ve spiker de mükemmel coşmuş gol sonrasında. Bir sonraki yer imimizde ise yazıda bol bol karşılaşacağımız inci swf'lerin ilki geliyor: Şakirt Detected. Ardından Hababam Sınıfı'ndan Ahmet gelsin o zaman. Biraz şarkı arası vermek gerekirse bu şarkıyı ilk kez mserdark aracılığyla duymuştum, onu koymuşum yer imlerime: Özdemir Erdoğan-Vitrin. Of sıradaki yer imi benim hayatım ya. Bayılıyorum var ya. Bak yine insanlıktan çıktım. Çocukluğunu anlat deseler bunu paylaşabilirim: Euro 96 Offical Sticker Album Panini. Yine cıvıtıyoruz ve şimdi yine bir inciswf olan "eppek var mı panpa" geliyor. Hemen ardından "Yav he he" gelsin şimdi de. Sonra şöyle bi blog bulmuşum. Her gün bir tane güzel şarkı paylaşıyormuş. Sevmişim ve eklemişim: http://1sarki.tumblr.com. Ve bu klasörün son yer imi Fecile Günlükleri. Gerçekten son dönemde beni en çok etkileyen yazı diyebilirim. Her hafta bir kere okurum kesintisiz.
İkinci bölüm torrentler ve her ne kadar ikisini kullanmasam da eklediğim 3 Türk torrent sitesinden oluşuyor. Onları paylaşayım sizinle. Muhtemelen üyelikler hâlâ davetiye yoluyla oluyor. En sevdiğim Bitturk. Sonra Turktorrent ve Leechturk.
Üçüncü bölümde mail adreslerim var. Yeri gelmişken onu da hatırlatayım: tekerleklibavul@gmail.com
Dördüncü bölüm alışveriş bölümü olmuş. Yalnız bildiğimiz elektronik eşya alışverişi bölümü olmuş. Aslında arada bir kıyafet sitelerine de göz gezdiriyorum fakat gerek görmemişim demek ki. Siteleri paylaşayım o zaman hemen: Vatan Computer. Vatan Bilgisayar'dan bugüne dek 2 kez alışveriş yaptım. İkisinden de memnun kaldım. Hatta ne faturam ne garanti belgem vardı ama yine de e-fatura ile telefonumu tamir etmişlerdi 29 gün sürse dahi. Sonrasında Hepsiburada var. Buradan çok alışverişim oldu ve hiç problem yaşamadım. Hatta daha bugün Knorr çorba sipariş ettim 76 kuruşa. Sırada Ereyon var. Burası diğer alışveriş siteleri kadar gözde olmasa da benim favorimdir. Bilgisayarımı aldığım yerdir. Şöyle anlatayım. Bundan 3 buçuk sene önce laptop almıştım burdan. Şarj aletinde bıcır bıcır bir ses. Sinir bozucu bir şey. Neyse forumlarda araştırdım ve bu sesin çoğu insanın şarj aletinde olduğunu gördüm. İşte insanlar Teknosa'ya gittiklerinden ve oraların hatayı kabul etmediklerinden falan bahsediyolar. Ben bi mail attım Ereyon'a. 10 dk. sonra hemen telefonla aradılar beni. Hemen kargoyla karşı ödemeli yollayın, değiştirelim dediler. Dediklerini yaptım ve 3 gün sonra sapasağlam şarj aletim gelmişti. Müşteri hizmetlerindeki Şebnem Hanım'a selam. :D Sonraki site ise Hızlıal. Bu siteden de çamaşır makinesi almışlığım vardır. Sorunsuzdur. Yalnız bu yazıyı yazarken şunu fark ettim ki ben alışveriş siteleriyle hiç sorun yaşamamışım ya. Süpermiş bu. Son sitem ise Gittigidiyor olmuş. Profil fotoğrafımdaki tişörtü burdan açık arttırma ile almıştım seneler önce. :D
Beşinci bölüm "emo" adlı bir bölüm. Adımın kısaltması bir bölüm. Ağırlıklı şarkılı, türkülü bir bölüm. O yüzden dırdır etmeden şarkıları paylaşayım önce:
Şarkılarımız bu kadarmış. Bunun dışında da "Dedikleri Anlaşılmayan Adam" swfsi nasıl girmişse girmiş bu klasöre.
Altıncı bölüm ise "Haberler" diye bir bölüm ve içerisinde Radikal ve Hürriyet gazetelerinin internet siteleri var.
Yedinci bölüm ise en karışık bölüm olan "Siteler" bölümü. Bunları gruplayıp paylaşmak gerekirse şarkılardan türkülerden başlayayım yine:
İnciswfler (+18)
Sanırım bu kadar yeter. Aslında aralarda daha bir sürü gereksiz şey vardı fakat adı üstünde gereksiz işte. Gereksiz amk. Yakşamlar.
19 Şubat 2013 Salı
Gitmeyeydin iyiydi
“Seni sonsuza dek sevicem.” derken ciddi miydi lan acaba?
Dur biraz bunu düşüneyim. Tabii sonsuz derken ne demek istemişti. Limit falan.
Heeee çok komik amk. Şimdi bir insan, bir insana neden bunu der acaba? Kaybetme
korkusu muydu ona bunu söyleten? Belki de bi an içinden söylemek geldi. Bu
kadar düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Eğer çok gerçekçi ise ve gerçekten
beni sonsuza dek sevecekse de düşünmemi gerektirecek bir şey yok. Gitti.
Perşembeleri çok severdi. Benim nefret ettiğimi bildiği
hâlde. Cumayı hatırlatıyormuş ona. “O zaman çarşamba da perşembeyi
hatırlatıyor. Onu da sev. Hatta salı çarşambayı. Pazartesi salıyı. Aaaa
sendromu da siktik bak.” dediğimde üstüne basa basa komik olmadığımı söylerdi.
Aslında bana gülerdi. O da mı numaraydı lan? İnsan yalandan güler mi amk? Eğer
öyleyse ebesinin amı diyorum ama gerçi bu kadar düşünmemi gerektirecek bir şey
yok. Eğer bana gerçekten gülüyorsa da düşünmemi gerektirecek bir şey yok.
Gitti.
En büyük kavgamız corn flakes yüzünden çıkmıştı. Sütün
içinde corn flakesi çok bekletiyomuşum. Yumuşak oluyorlarmış. Bi boka
benzemiyormuş. E amk yumuşamıcaksa neden süte koyuyoruz biz bunları. Atalım
ağzımıza üstüne de süt içelim. Corn flakesten girdik kuzeninin sevgilisinden
çıktık. Gerçekten biz bunu nasıl başardık lan? Yani üçüncü dünya ülkelerinin
dünya ekonomisindeki payını tartışıcaz diye korkmuştum. Evi terk etti o gün.
Mutfaktaki her yana saçılmış corn flakesleri de arkasında bırakarak. Ben de
yerden toplayıp yedim hepsini çerez niyetine. Cırcır olacağımı falan da
düşünmedim. Sanırım ayrılık insana cırcırı bile düşündürtmüyor.
Bir gün yine doğmayacak çocuğumuza isim düşünüyoruz. Ben
diyorum, dedemin ismini koyalım. Dedenin ismi ne, diyor. Berke Deniz, diyorum.
Hahahahahah çok gülüyoruz amk. Bu kadar salakça bir şeye bile baya bi
gülüyoruz. Ninemin ismi Ceylin Su. Sonra erkek olursa Saadettin, kız olursa
Vasfiye koymaya karar veriyoruz. Koymayan orospu çocuğudur, deyip de işi ciddiye
bindiriyoruz. Vasfiye Acar. Saadettin Acar. Oha süper oldu, diyoruz. Ağlıyoruz
amk. Gülmekten ağlıyoruz.
Şimdi ne sikimi yiyo acaba? Arzu’ya anlatıyodur yavşak
yavşak, öyle olması gerekiyodu, ikimiz için de doğru olan buydu. Heh
hayatımızdaki her şey doğruydu da bi biz yanlıştık. İyi bari sayende kurtulduk.
Neyse lan gitmeseydin iyiydi aslında. Yani ne bileyim. İster istemez
düşünüyorum geçmişi. Tamam tamam. Bence en iyisi sikeyim ben geçmişi. Öptüm.
Kendine çok iyi bak.
27 Ocak 2013 Pazar
Anne
@tekerleklibavul:
-Annelere göre su bardakları 3'e ayrılır: Günlük su bardakları, misafirlere özel su bardakları, dokunulmazlığı olan vitrindeki su bardakları.
-Annelere göre su bardakları 3'e ayrılır: Günlük su bardakları, misafirlere özel su bardakları, dokunulmazlığı olan vitrindeki su bardakları.
-Çocuk Facebook'ta resim ekleyip yorumlara cevap yazarken içeri anne girer ve "Ayarla da Şerafettin dayınlarla kameradan konuşalım."
-Allah korusun kaza yapsam yerde yatarken annem yanıma gelir "Hadi kalk da yerine yat." der.
-100 bin kere söylesem de laptopun şarj cihazının kablosuna takılacaksın değil mi anne? O yüzden ben susayım da sen rahat rahat takıl.
-Duşta bağırarak şarkı söylerken annem "Toplucan cinleri başına." diye kızdı. İçimdeki Amerikan öldü.
-Balkondaki o işe yaramayan ve senelerdir orada duran eşyalar benim olsaydı çöpe atardın değil mi anne?
-Misafir terliği, misafirlere özel su bardağı, misafirlere özel havlu... İstemiyosan söyle ben çıkayım yani evden anne.
-Anneme "Şükran Günü ne zamandı ya?" diye sordum. "Yok yok Şükran teyzenlerde değil bu hafta altın günü." dedi. İçimdeki Amerikan öldü.
-Fırıncı "Ohhh bak sana sıcacık ekmek veriyorum." dedi. "Abi nasılsa eve gidince annem bayatları yedirecek." dedim. Sarıldık. Ağlaştık.
-Annem mutfaktan yemeğe çağırdığında ilk seferinde sofraya gittim. "Yavruuum" dedi. "Anaaam" dedim. Sarıldık. Ağlaştık.
-Annemin beni bilgisayardan kaldırmaya çalışırkenki "Senin o. Bir yere kaçmıcak." sözüne her seferinde gülüyorum lan
-Evde yapılan ayranın markette satılan ayrandan daha güzel olduğunu düşünen canlıya "anne" denir.
-Bir anne atasözü der ki:"Onu boz da rahatla."
-Anneme "Domestos mu çocuğun mu?" diye sorsalar kendime hiç şans tanımam.
-Aileyle çıkılan tatillerde kutu kola, yarım litrelik su kavramı yoktur. Anne önde oturur ve şişeden herkesin bardaklarına doldurur.
-Bir anne atasözü der ki: "Buzdolabındaysa bir şey olmaz."
-Bir anne atasözü der ki: Sen anca paraları onlara harca.
-Burnum akıyo ya. +Klimadan olmuştur o. -Belim de ağrıyo. +Klima yapıyo işte. -Canım sıkılıyo off. +Klima yüzünden. -Anne bi dur ya allasen.
-Bilgisayarda kız fotoğrafı açtığım anda, normalde uzağı görememekten şikâyet eden annem, odanın diğer ucundan "Aaaa kim o kız?" diyo.
-Ya anne verdiğin şeyi bi yere götürmek koymuyor da mor renkli BİLLİOĞLU TUHAFİYE torbasına koymasan o şeyi iyi olcak yani.
-Bir anne atasözü der ki: Basma o eşiğe.
-Bir anne atasözü der ki: Altına bi tepsi alsaydın.
-Bir anne atasözü der ki: Sen bana hiçbir şey anlatmıyosun.
-Mısır güzelmiş, hepsi patladı. (Annem Wilde)
-En büyük tehdit "Anne ben yemek yemicem." dediğimde, annemin "Bak sonra senin için ayrı sofra kurmam." demesi.
-Bebekken suluğu, ilkokulda matarayı daya ağzımıza. Ondan sonra evde su şişesini kafaya dikince adam öldürmüşüz gibi bağır. Olmaz anne bu iş.
-Bir şeyler yerken altına tepsi almamıştım. Annem gördü bir şey demedi. Anne dedim. Oğlum dedi. Tepsi dedim. Boş ver dedi. Sarıldık ağlaştık.
18 Ocak 2013 Cuma
Taşkın abi
Çevremde benden bi adım ötede olan çok insan olmuştur
hayatım boyunca. Kimi zaman da idollerim olmuştur tabii. Bazen bu idol aileden
biri, bazen akrabalardan biri, bazen de çevreden biri olmuştur. Size şimdi
çocukluk idollerimden biri olan Taşkın abiden bahsetmek istiyorum.
“Atlama abijim sakin ol ame ya”
Ahahahahaha çok komikmiş Taşkın abi ya, nerden buluyosun
böyle şeyleri?
“Şimdi size Kötü Kedi Şerafettin’i okucam”
Hadi hadi oku çabuk Taşkın abi.
Tam olarak tarih veremicem ama ilkokul çağlarındaydık işte.
O yaşlarda neler yapardık? Sokak oyunları, kavga etmeler, ağaca dalmalar falan…
İşte bizi o dönemde diğer çocuklardan farklı kılan şey Taşkın abiydi. Okulun
bahçesinde toplanırdık akşamüstü. Bazen birimiz oyundan sıkıldığında “Taşkın
abi bize karikatür okusana ya.” derdi ve ardından onu desteklerdi herkes “Evet
abi yaaa, hadi abi yaaa, al evden gel hadi yaaa” Taşkın abi ısrarlara dayanamaz
ve evinden dergi almaya giderdi. Şimdi dergiyi de sadece “dergi” olarak kullanmak
istemiyorum, çünkü o dönem dergi denince akla farklı şeyler gelebiliyordu ama
çocuktuk lan. Bizden 3 yaş büyük Taşkın abi dergisiyle geldiğinde herkes
etrafına toplanırdı. Ona en yakın olmak esprilere en çok gülmeyi gerektiriyordu
ya da küfürlere. İşte Taşkın abi sayesinde öğrenmiştim Robinson Crusoe ve Cuma’yı,
Kötü Kedi Şerafettin’i. O zaman öğrenmiştim Leman’ı, Lemanyak’ı.
Şimdi düşünüyorum da Taşkın abi entelektüelliğin simgesiymiş
bizim için. Bir gün evine gittiğimde onun mizah dergisi koleksiyonunu
gördüğümde ağzım açık kalmıştı mesela. Sadece mizah dergileri değil bilim dergileri
falan da okurdu. Hatta bir keresinde Taşkın abiye nasıl özenmişsem gidip mizah
dergisi almıştım. Hiç unutmam adı “Hoşaf”tı. İşte eve geldim okucam onu. Bi
açtım içini çıplak kadınlar falan var. Yo yo porno dergi değil. Şu “ara beni,
ulaş bana” tarzı 0900’lü reklamlar. Nasıl korkmuştum annem, babam görecek diye.
Bunu napayım nereye saklayım diye düşünürken aklıma evin çatısı gelmişti. Çünkü
çöpe atmak istemiyordum ama kimsenin görmesini de istemiyordum. Bi kiremiti
kaldırıp altına sokmuştum dergiyi. Yine Taşkın abi olamamıştım.
Acaba napıyor şimdilerde Taşkın abi. Facebook’a adını
yazıyorum belki bir ortak arkadaştan bulurum diye ama sonuçsuz. Belki Twitter’da
yazıyodur bir şeyler. Eğer bu yazıyı okuyanlardan Taşkın adında bir tanıdığı
olan varsa bana ulaşsın. Kardeşinin adı Kerem. Ha bu arada dergiyi kiremitin
altına saklamıştım ya ben. Orada unutmuşum onu. 3-4 sene sonra çatıyı aktarmaya
gelen işçiler bulmuştu ve bana vermişlerdi. Nasıl utanmıştım lan. Hemen çöpe
atmıştım bu sefer.
17 Aralık 2012 Pazartesi
Büyük yazarlar
İnternet üzerinde yazılarını yayımlayan birisi olarak merak
ettiğim şeylerden birisi de büyük yazarların yazılarını yaratma sürecinde tarzları,
farklılıkları, yaşadıkları olaylar vesaire. Mesela ben yazılarımı belirli bir
altyapı oluşturmadan, boş bir sayfaya aklıma gelenleri karalamak şeklinde
oluştururken eminim yazılarının kurgusu hakkında günlerce düşünen, hatta bir
yazı üzerinde defalarca değişiklikler yapan yazarlar mevcuttur. Kimi şahıslar
günümüzde dahi kalemi eline almadan, beyaz sayfaya dokunamadan yazılarını oluşturamıyorlar.
Burada sevindiğim nokta internet çocuğu oluşum ve yazmaya bilgisayar üzerinde
başlamış olmam. Tamam tamam benim gibi başlayıp da aradığı mutluluğu kâğıtlarda
bulan fakirlerin olduğu gerçeğini biliyorum. Şaka bir yana tarz işte. Büyük
yazarlar hakkında konuşacaktım yine konuyu nerelere getirdiniz? Yani şimdi bi
İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını bilgisayarda yazdığını düşünelim. “Efendimizin
peklik denilen belâ-yı muazzamadan mustarip olduğuna dair bir şeyia yayılması facia
olurdu.” Şimdi bi düşünelim İhsan Oktay Anar’ın “belâ-yı muazzamadan” yazarken
shift+3 yaptıktan sonra elini çekip a’ya bastığını. Yakışmaz. Olmaz. Mesela ona
çizgisiz kâğıt bile olmaz. Teksir kâğıdı (saman kâğıdı) bile az kalır bence.
Bir de bir makalede okumuştum. (Büyük ihtimalle Milliyet-Galeri’de
görmüşümdür.) Yazarların yazılarını yaratırken yaptıkları değişik şeyler
başlıklı bir şeydi. Ayağını suya sokanlar, kuma değdirenler, kahvesiz
yazamayanlar gibi gibi. İnsan merak ediyor gerçekten. Biraz da kendini
sorguluyor: “Ben niye pijamalarımla yatağımda bilgisayarı kucağıma almış
yazıyorum lan?” diye. Kendimi zor tutuyorum banyodan çamaşır leğenini
getirmemek için. Belki o zaman büyüleyici şeyler çıkacak ortaya. Bir de götü
göğe ermeden yazamayanlar var ama onlar bu yazımın konusu değil lütfen.
Bu
satırları çikolatamı yerken icra ediyorum. Annem geldi odaya “Çöpleri at dışarı
çıkarken.” dedi. Telefonum çaldı, açtım, arkadaşım banko maç istedi. Sokakta bi
adam “Amını siken.” diye bağırdı. Neyse ben önemli değilim burada. Önemli olan
büyük yazarlar. Acaba hâlâ daktilo ile yazan var mı? Vardır tabii ki de. O ses
ilham veriyordur belki. İlham bu abi? Nerden geleceği belli olmuyor. Bazen bir
elektrik kablosu bile ilham verebiliyor insana. Şeyi de merak ediyorum mesela.
Yazarlar kitaplarını yazarken kaynaklardan (kişiler, kurumlar, belgeler vb.) ne
derece faydalanıyorlar? Günün hangi saatleri yazmayı tercih ediyorlar? Sözlük
kullanıyorlar mı? Müzik dinliyorlar mı yazarken? Oğlum siz en iyisi bana birkaç
tane yazar bulun lan? Çok soru sorasım var çünkü onlara.
2 Aralık 2012 Pazar
Televizyondan kendini izleyen adam
Neredeyim acaba şu anda? Bi yerlerden tıkırtı geliyor.
Sanırım bardak sesi bu. Mutfaktayım herhâlde. Büyük ihtimalle raftan Defne’nin
getirdiği bardağı almaya çalışırken çıkardım bu sesi. Kahve mi çay mı içeceğim
acaba? Bence kahve. Saat 16.00 çünkü. Ben kahve içerim bu saatte. Uyanalı çok
olmamıştır zaten. Ortalığı neden bu kadar dağıttım ki? Ha hatırladım, neydi şu
kızın adı? Serel. Değişik bir isim. Onunlaydım dün akşam. Yine de ortalığı
nasıl bu kadar dağıtabildik şaşırdım doğrusu. Neyse ki kendim de pek toplu değilim
ruhsal olarak. O yüzden sorun arz etmez odanın hâli. Zil çalıyor. 6 saniye
sonra “Kim o?” diyorum genelde. 16 saniye geçtiği hâlde hâlâ zil çalıyor. Sanırım
bakmıcam kimin geldiğine. Belki de hırsızdır. Hırsız neden zile bassın? Neyse
çalar çalar gider.
Sonunda odaya geldim. Hoş geldim. Hoş bulduk. Ohaaa bu hâl ne böyle? Dayak mı yedim ben? Dur bi dur eline kumandayı alma. Konuşalım bi şöyle. Kime sorucam bana nolduğunu? Dün akşam Serel’le eve geldim. İçtik. Dağıttık. Deliler gibi seviştik. Serel sadist çıktı ve bu hâle geldim. Yo böyle değildir. Dün akşam Serel’le eve geldik. İçtik. Dağıttık. Deliler gibi seviştik. Serel sabaha karşı cüzdanımı alıp ortadan yok olmaya hazırlanırken uyandım ve yatak odasındaki vazoyla suratımı dağıttı. Bu hiç değildir, kız öyle birine benzemiyordu. Serel’le eve geldim. İçtik. Dağıttık. Tam sevişeceğimiz sırada Serel “Bir işim çıktı acilen eve gitmem lazım.” dedi. Onu eve bırakmak için bizden çıktık. Onu kapısına kadar bıraktım. Dönüşte tinercilerin saldırısına uğradım. Evet, bu mantıklı biraz. Telefonum çalıyor.
-Alo.
Gerçekten çok anlaşılır bi konuşma yaptım yine. Telefonda karakter sınırlaması getirildiği hissine kapılıyorum herhâlde. Ağzımdan lafı cımbızla alıyorlar. Kahveyi kokluyorum. Evet, bunu çok seviyorum ama ama ama alma şu kumandayı eline. Standby güzel. Oooof. Dur ama. Neyse. Görüşürüz yine.
Sonunda odaya geldim. Hoş geldim. Hoş bulduk. Ohaaa bu hâl ne böyle? Dayak mı yedim ben? Dur bi dur eline kumandayı alma. Konuşalım bi şöyle. Kime sorucam bana nolduğunu? Dün akşam Serel’le eve geldim. İçtik. Dağıttık. Deliler gibi seviştik. Serel sadist çıktı ve bu hâle geldim. Yo böyle değildir. Dün akşam Serel’le eve geldik. İçtik. Dağıttık. Deliler gibi seviştik. Serel sabaha karşı cüzdanımı alıp ortadan yok olmaya hazırlanırken uyandım ve yatak odasındaki vazoyla suratımı dağıttı. Bu hiç değildir, kız öyle birine benzemiyordu. Serel’le eve geldim. İçtik. Dağıttık. Tam sevişeceğimiz sırada Serel “Bir işim çıktı acilen eve gitmem lazım.” dedi. Onu eve bırakmak için bizden çıktık. Onu kapısına kadar bıraktım. Dönüşte tinercilerin saldırısına uğradım. Evet, bu mantıklı biraz. Telefonum çalıyor.
-Alo.
-İyiyim, iyiyim.
-Yok bi şeyim gerçekten. Birkaç ufak kızarıklık var. Onlar
da birkaç güne kalmaz geçer.
-Özür dilemene gerek yok cidden. 3-4 kişiydiler.
-Ne polisi ya? Kim olduklarını bile bilmiyorum. Neyse
kapatalım konuyu. Sen napıyosun?
-İyi bakalım. Görüşürüz akşama. Öptüm çok.
Gerçekten çok anlaşılır bi konuşma yaptım yine. Telefonda karakter sınırlaması getirildiği hissine kapılıyorum herhâlde. Ağzımdan lafı cımbızla alıyorlar. Kahveyi kokluyorum. Evet, bunu çok seviyorum ama ama ama alma şu kumandayı eline. Standby güzel. Oooof. Dur ama. Neyse. Görüşürüz yine.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)