13 Ekim 2010 Çarşamba

Müzik hayatım nasıl başlamadı?






















Ben bir müzisyen değilim. Sporcu da değilim. Heykeltıraş hiç değilim. Veyahut farklı bir sanat dalı ile uğraşan biri değilim. Şimdi burada “Ben buyum” tarzı bir sonla bitirmem lazım da ne sikim olduğuma hâlâ karar verememiş olduğum için ben insanım deyip bitiriyorum olayı.
Ben neden müzisyen olamadım? Yeteneğim mi yoktu? Nerden biliyosun ki belki de vardı. Bu tarz şeyleri sıkıcı mı buldum? Hiç denemedim ki sıkıcı bulayım. Herhangi bir müzik aletiyle aramda bir sorun mu vardı? Yoo öyle pek bir samimiyetimiz yoktu fakat yolda karşılaşsak yine de selamımızı verirdik. Ben neden müzisyen olamadım lan?
“…hhhııııı. Müzik hayatım nasıl başladı? Güzel soru. Müzik hayatım babamın 11. doğum günümde almış olduğu gitar ile başladı denilebilir.”
“…hhhııııı. Müzik hayatım nasıl başladı? Sanırım Almanya’daki teyzemin getirmiş olduğu mini org beni müziğe iten sebep oldu.”
“…hhhııııı. Müzik hayatım nasıl başladı? Küçükken mahallemizde bir Saim abi vardı. Nasıl desem? Hâlâ onun çaldığı bağlamanın sesi kulağımdadır. Hep o çalar, ben dinlerdim. Bir gün bana çalmak isteyip istemediğimi sordu. İşte orada verdiğim evet cevabı müzik hayatımın miladı olarak görülebilir.”
İşte bu cevapların hepsini ben kendim uydurdum ama gün geçmiyor ki bir benzerini röportajlarda görmeyelim, izlemeyelim. Sorunun kaynağı bu cevaplarda saklı. Soru’nun değil sorun’un. Bana hiç kimse doğum günümde bir enstrüman almadı. Benim Almanya’da oturan bi teyzem olmadı ki olsa da “Deyze gelirken şekey getircen de mi?” tarzı bir çocuk olacağım için şeker şeker daha çok şeker isteyecektim enstrüman yerine. Bizim mahallede hiç Saim abi tarzı kişiler de olmadı. Nerde porno seyreden, nerde kumarbaz abiler var. Hepsi bizdeydi. Bu yüzden şimdi en azından porno sektöründe olmadığım için ya da kahvehanelerde sürtmediğim için kendimi şanslı sayıyorum. Yemişim müziğini ya. 11. doğum günüymüş. Almanya’daki teyzeymiş. Orgmuş. Saim abiymiş. Siktirin boklar.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Masaüstüm













Bu bir Gaia mimidir.

Masaüstüm... Kendileri normalde böyle değillerdir. Yarın da böyle olmayacaktır. Zaten dün de böyle değildi. Arada bir böyle oluyor işte. Allah'ın sevdiği kuluymuşsunuz, tam da çayı yeni demlemiştim. Öncelikle bir açıklık getirmek isterim ki masaüstündeki "Spartacus Season 1" isimla dava benim davam değildir. Arkadaşım indirmiş. Napayım yani sileyim mi? Hani emek, hani verdiğin sözler, hani ellerin nerde? Ne olur genelde masaüstümde? Son zamanlarda izlediğim filmler, son zamanlarda dinlediğim müzikler, kısacası yediğim tüm boklar. Sen bi de dün görcektin. "Ben topla deyince toplamazsın odanı, arkadaşın geldiği zaman tertemiz yaparsın." Masaüstü arka planıma gelirsek eğer ben seviyorum onu. Dünya haritası manyaklığı zaten bünyemi sarmış durumda. Bi ara coğrafya atlasınızı alın gelin de şehir bulmaca oynayalım. Çok pis yenerim. İddaa oynuyorum ben. Son olarak da köşedeki saate gelirsek eğer sence onun 02.47 olması bir tesadüf mü? Bence tesadüf çünkü bana hiçbir anlam ifade etmiyor.

Otobüs Yolculukları-3 (Karma)










3. Karma

a. Arkada boş yer var mı?

Evet bu soruyu pek sık duymuşsunuzdur. Yanında biri ile oturmak istemeyen insanın muavine söylediği bir soru cümlesidir. Genelde muavin tarafından “Yok abi şimdi her yer dolu. Ben boşalınca sana seslenirim.” şeklinde cevaplanır fakat muavin otobüs tamamen boşalsa bile yine de hiç sesini çıkarmaz. Yolcunun gözü hep arkadadır. Bu yüzden muavini ikinci kez rahatsız eder ve istediği olur. İki kişilik yerde tek kişi oturmanın keyfine varır.

b. Kısık sesle TSM

Otobüs yolculuklarının vazgeçilmezidir. Gece 12’den sonra tam uyku bastırmışken inceden bir ses gelir şoförün oralardan. Şoför TRT Fm’de TSM dinliyodur. Siz sözleri duymazsınız, hafiften müziği duyarsınız ama sözleri hissedersiniz. Bu olay insanda orgazm etkisi yaratır.

c. Sisli gece yolculukları

Sisli gece yolculukları en enteresan yolculuklardandır. Şoför en fazla 5 metre önünü görerek ilerlerken otobüstekiler kadar telaş içerisinde değildir. Koltuklar dik konuma getirilir, sanki tüm yolcular yolu izlemekle görevliymiş havası içine girerler. Böyle zamanlarda bu hareketi yapan yolcuları izlemesi daha keyiflidir. Deneyin.

d. Uyuyanlar, uyuyamayanlar, uyuyorum diye kendini kandıranlar

Gece yolculuklarında otobüs yolculuklarında uyumak… Kimileri için basit bir iş “Ay valla ben kafamı koyduğum gibi uyurum, gözümü bi açarım aa mola yerine gelmişiz.” durumudur. Kimileri için anlamsız “Ay valla gece boyunca bi kere bile gözümü kırpmadım.” durumudur. Kimileri için de zor “Bi kaç kez dalar gibi oldum ama uyuyamadım pek.” durumudur. Uyuyamayanlar uyuyanları kıskanır, bu böyledir. Uyuyanlar ise hiçbir şey yapmaz. Sadece uyur. Uyumayın lan.

Ve yazı dizisi bitmiştir ya da ara verilmiştir. Bilmiyorum. Belki başka bir zaman başka bir mola yerinde benimle bir kahve içmek istersin diye düşündüm.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Otobüs Yolculukları-2 (Yapılmaması Gerekenler)















2. OTOBÜSTE YAPILMAMASI GEREKENLER

a. Gazete okumak

Otobüste yanında oturan kişi eğer bir tanıdığın değil ise, otobüste gazete okumak tam bir dert işidir. Gazeteyi onun alanını işgal etmeden okumak, sayfaları çevirirken çektiğin çile gazete okumayı zorlaştırır. İşin tadını kaçırır. Bunun için gazete yerine daha küçük boyutlu dergiler, broşürler, kitaplar, bilgisayar çıktıları vb. şeyler tercih edilmelidir. (Kimi insanlar gazete okuma işini çok iyi başarıyorlar. Onları takdir ediyorum.)

b. Yüksek sesle müzik dinlemek

Otobüste yapılmaması gerekenler listesinin en başında gelen yüksek sesle müzik dinlemek otobüsteki diğer insanları refahı açısından önemlidir. “Ya bu kulaklık sesi ne kadar dışarı verebilir ki?” demeyin. O kulaklık bazen insanları çıldırtacak boyutlara getirebilir ve o kulaklık kulağınızda iken muavin “Çay, kahve, meşrubat?” diye sorduğunda cevap vermeyin. İsterseniz verin ama yediğiniz küfürlerden firmamız sorumlu değildir. (Ayrıca kulaklık kulağınızda iken sizin duymadığınız, burnunuzdan çok garip sesler çıkabilir.)

c. Muavine yüz vermek

Ülkemiz otobüslerinde muavinlerimizin bir çoğu cıvımaya müsait kişilerdir.(Sözüm otobüsten dışarı) Eğer bir kadın iseniz muavine söyleyeceğiniz en basitinden bir söz, muavinde sizin hakkınızda şu düşüncelerin doğmasına sebebiyet verir:”Dışarda olsak bu karı bana verir lan.” İşte bu yüzden muavin ile olan ilişkimize dikkat ediyoruz. Yoksa her servis yapıldığına tercihinizden, okuduğunuz şeye kadar birçok yoruma maruz kalabilirsiniz. Ayrıca bu muavinlerin hayat okulu öğrencilerinden olduğu düşünülürse değil kulaklık, kulaklıktaki sesi duyulan sanatçıyı otobüse getirseniz kurtuluş yoktur.

d. Telefonla konuşmak

Otobüsten otobüse değişen bir durumdur. Bazı otobüslerde telefonunuzun tamamen kapatılması istenirken, bazıların da sessize almanızın yeterli olduğu söylenmektedir. Biz sessize alma boyutunda düşünelim. Neden sessize alıyoruz telefonu? Zır zır zır çaldığında otobüsteki diğer insanlar rahatsız olmasın diye. Bunu anladık. Telefon sessizce çaldı yolcu telefonu açtı ve kulağına götürdü. İşte o zaman işkence başlar. “Kızııııııım, alooooo, Selmaaaaaa, alooooo, duymuyo musun beni? Selmaaa” Evet bu ve benzeri sesler yolculuk boyunca otobüste yankılanır. Güya telefonumuzu sessize almıştık. Bence onun yerine bazı insanların sesini en düşük seviyeye getirmek daha mantıklı olacaktır. Telefonun kapatılması söylenilen otobüslerde ise şoför telefonla konuşacaktır. Sakin olun. Heyecan yapmayın.

e. Bileti montunuzun cebine koymak

Yolculuk başladığından bir müddet sonra muavin bilet kontrolüne gelir. Muavin dibinize gelene kadar biletinizin üstteki eşya koyma yerindeki montunuzun cebinde olduğunu unutursunuz ve o sırada telaş başlar. Yukarıdan mont alınmaya çalışılır. Hangi cepte olduğu bilinmez fakat nedense her zaman en son bakılan ceptedir. (Aynı telaş otobüsten indikten sonra bagaj fişini bulmaya çalışırken de görülür.)

Evet otobüslerde yapılmaması gereken daha birçok hareket vardır osurmak, sıçmak, yüksek sesle gülmek, verilen ikramı üstünüze dökmek, servis sırasındaki bir anda koltuğu arkaya yatırmak gibi fakat yukarıda açıklamalarını yaptıklarım en tehlikelileridir. Lütfen onlardan uzak duralım. Ayrıca otobüs yolculukları yazı dizisi devam edecek...

28 Eylül 2010 Salı

Otobüs Yolculukları-1 (Kişileri Tanıyalım)










Otobüs yolculukları... Benim için hayatın en önemli anlarından bir tanesi. Neden mi? Çünkü en çok otobüs yolculuklarında gülerim, en çok otobüs yolculuklarında sinirlenirim, en çok otobüs yolculuklarında şaşırırım, sanırım en çok da buralarda hüzünlenirim.

1. KİŞİLERİ TANIYALIM

Otobüs yolculuklarında en önemli nokta yalnız isen yanına oturan kişidir. Bu kişi çoğu zaman size sıkıntılar çıkarır, hatta o kişinin size zorluk çıkarsın diye oraya gönderildiğini düşünebilirsiniz. Sanki o kişilerin hayattaki son görevi sizi yolculuk boyunca rahatsız etmektir. Şimdi sizlerle o kişileri tanıyacağız. Zaten biliyorsunuz da, belki bilmediğiniz bir şeyler çıkar aralarda. Kişilerimizi 4 temel başlıkta inceleyelim.

a. Lopçular

Olayın fizikî boyutunun en önemli elemanlarıdır bu kişiler. Sizi tek lop üzerinde oturtmaya and içmişlerdir. Lop değiştirme çabalarınızı bile kursağınızda bırakan bu kişileri uyarsam mı uyarmasam mı çelişkisi içerisinde kalıp uyarsanız bile yine de kısa bir süre sonra aynı konuma gelirsiniz. Böyle durumlarda otobüsten indiğinizde çürümüş götünüze merhaba diyebilirsiniz.

b. Kafa Sikiciler

Olayın diğer boyutu ise yanınızdaki kişinin saniyede ağzından çıkan kelime sayısıyla doğru orantılıdır. Argoda kafa sikiciler olarak tabir edilen otobüs konuşkanları genelde 40 yaş üstü kişilerden oluşur. Onları susturmak için kullandığınız Mp3 çalar kulaklığı bazen işi daha da çığrından çıkarır. Kafa sikici kulağınızda kulaklık varken konuşmaya çalışır, siz onu duymazsınız, eliyle dürter, nolduğunuzu anlamadan anlatmaya başlar. Unutmayın ki bu kişiler mola yerlerinde de peşinizi bırakmazlar. Takdiri 2 puanla kaçırmış olan çocuğun annesi ya da babası olan bu kişiler size sadece kendi çocuğunun değil tüm tanıdıklarının öğrenim hayatını anlatmakta zorunlu hissederler kendilerini. Son olarak eğer sıradan bir otobüs firması ile gidiyorsanız bu kişilerden “Ayyy Varan gibisi var mı?” “Ulusoy’un da yerini tutmuyor vallahi.” gibi cümleler duyma olasılığınız yüksektir.

c. Suspusçular

Otobüste yanınıza oturmasını isteyeceğiniz kişi suspusçulardan olmalıdır. Bu kişiler yolculuk boyunca bir kez bile seslerini çıkarmazlar. Bazı kesimler tarafından eleştri oklarına hedef olan bu kişilerin seslerini sadece "kek, kola" gibi sözcükler eşliğinde duyarsınız. En tercih edilen grup olarak tarihe adını altın harflerle yazan yazan suspusçular çok yakında Kanal D’de.

d. Hayat Okulu Öğrencileri

Diğer grup elemanlarına göre daha az rastlanan bu kişiler size yolculuk boyunca hayatın zorluklarını anlatmakla görevlidirler.(Daha çok erkeklere hitap ederlerler) Daha çok kafa sikiciler grubunun içerisinde yer alan bu kişileri gerek sosyal sorumluluk sahibi olmalarından gerek hayat felsefelerinin birçok kişinin ufkunu açacağından dolayı ayrı bir grupta ele almak istedim. Eğer siz de öğrenci iseniz, olay şöyle başlar:

-Kardeş nasılsın? Öğrenci misin?

-Evet abi. Hacettepe Üniversitesi’nde okuyorum.

-Biz de hayat üniversitesinde okuyoruz be gülüm.

Evet, otobüs yolculuğu boyunca karşımıza daha bir çok gruptan insan çıkabilir fakat ben elimden geldiğince sınırlamak istedim. Yoksa başa çıkılamayacak boyutta olur. Eee onu da kimse okumaz... Otobüs yolculukları yazı dizisi devam edecek...

18 Eylül 2010 Cumartesi

Kanırt beni Mahmut




















Fark ettim de pek bi duygusallaştım son zamanlarda. Baksanız ya son yazdıklarıma. (Yazar, burada isterseniz son yazdıklarımı okuyabilirsiniz demek istiyor ama isterseniz okumayın ama ben okuyun isterdim.) Komik şeylerde yazabiliyorum ben aslında. Yazamıyor muyum lan? Beni mi kandırdılar yoksa senelerce? Şimdi anladım ki bir plan, taslak, kroki, kuşbakışı, dağlar kıyıya paralel, güneş ışınlarının geliş açısı, izohips vb. bir şey olmadan yazıya başlayınca böyle göt gibi kalma olasılığı yüksekmiş. En azından benim için %100. Bu arada az önce “göt” yazdım diye altını çizdiler, üstüne geldim, baktım argo sözcük falan filan. Burada Can Yücel akla geliyor. Saygılar deyip, bir selam çakıyoruz ama yine de popo diyebilirim çok isterseniz. “Popo” Çektin mi lan çektin mi? Neyi? Popo derken fotoğrafımı çektin mi geri zekalı? Fotoğraf mı çekiliyoduk lan? Sus, tamam sus. Artık neden kimse fotoğraf çektirirken chesee demiyo ya da peynir ya da İzmir Tulum? Neyse eski fotoğraf makineleri daha güzeldi bence. Şimdi toplu bi fotoğraf çektirdikten sonra fotoğraf makinesi herkesin elinde esrar gibi geziyor ya, “Ayyy nasıl çıkmışım?” “Bunu sakın Face’e koymayın ıyranç çıkmışım.” gibi gibi. Bana pek bi yavşakça geliyor bu olaylar. (Şair burada Fazıl Say’a seslenir gibi yapıp Fazıl bakınca arkasına dönüyor piçlik olsun diye.) Nasıl çıkmışsa çıkmışsın işte. Bi anlamı yok artık kardeşim. (Sakin ol Muhsin bi suç iç.) Neyse artık bu yazı komik şeyler yazacağımın bir göstergesi olsun istedim. (Eee bu yazı komik değildi ki.) Hiç mi eğlenmedin lan? Tamam kanırtamamış olabilirim seni ama şöyle bi tebessüm falan? (Hayır, olmadı bi şey.) O zaman siktir git Cem Yılmaz izle. (Ben Cem Yılmaz’a da gülmüyorum ki.) Tamam, ağlattın beni. Sulu sümükler akıyo burnumdan. (Ahahahahaha buna güldüm piç.) Geber.

31 Ağustos 2010 Salı

Ayvanlarım...

Zor oldu ama mimlemenin ne olduğunu anlayabildim sonunda. Sorun bende değil sende. ☺ Neyse ben anlatayım o zaman. Nutellalı Ekmek




Kedi: Hayvanların en malıdır ama en sevdiğimdir. Ben zaten mal insanları da severim. Kediye her türlü duygu ve düşüncelerini bir kalıp şeklinde aktarabilirsin. O hep dinler seni. Köpek kadar yırtıcı da değildir zaten. Bazen aptal hareketleri vardır ama sevilir onlar işte. Bugüne kadar iki tane kedim oldu. İkisinin de adı Latife idi. Birisinde 6 yaşında falandım, diğerinde 13 yaşında idim. İlkini evimizin bahçesinde bakardım ama öyle gel kucağıma alayım seveyim seni kedilerinden değildi. Yemeğini yer giderdi. Beni çok tırmalamışlığı da vardır. Diğerini evin için de bakardım yağmurlu bir eylül günü bulmuştum ve kötü bir kaza sonucu kaybetmiştik kendilerini. Kedilerle olan ilişkim bunlardan ibaret. Ayrıca bu yaşımda da nerede bir kedi görsem illa ki dokunurum. Kucağıma alır severim gibi gibi.
Papağan: Ben küçükken papağanı olan şanslı çocuklardandım. Papağanımın adı da Ümit idi. Ne biçim bi aileyiz anlamadım zaten. Kediye Latife, papağana Ümit adını koymuşuz. Herhalde bir köpeğimiz falan olsa adını Haydar koyardık. Neyse işte papağanım vardı ama sözde papağan işte. Hani hep görürüz ya papağanlar konuşur durur, bizimkisi sadece kendi adını söylüyordu. Evimizin antresine koyardı annem gündüzleri onu. Okul çıkışı bütün çocuklara gösterirdim. “Ohaa o senin mi?” “Benim tabi oğlum, kimin olcak başka” “Konuşuyo mu o?” “Şimdilik sadece kendi adını söyleyebiliyor ama yakında insan gibi konuşacakmış.” “Vay bee” Böyle diyaloglar da kaçınılmazdı tabi arkadaşlarım ile benim aramda. O da bi anda yok oldu gitti uzak diyarlara işte. Oysa oturup birlikte çiğdem yerdik. Arkadaşımdı o benim.
Kuş: Babam sayesinde kuşlarla iç içe yaşadım. Düşün artık sabahları bıldırcınlarımızın yumurtası ile beslenen bir çocuktum. Keklik, kanarya, saka, güvercin, muhabbet kuşu, bıldırcın, papağan evimizden geçmiş olan kuşlardır. Hatta son kanaryam babamın vefatından 15 gün sonra öldü. Sarı bi şeydi. Neyse hayvanlarla böyle iç içe olmamın sebebi sanırım 18 yaşına kadar müstakil evde oturmamdı. Evet, kesinlikle öyleydi. Bu da kanaryam
Civciv: Bir gün annemle pazar dönüşü 3 tane civciv almıştık. 13-14 yaşında falandım. İsimlerini Abdi, Abbas, Abidin şeklinde koydum. Hepsi horoz olma yolunda emin adımlar atmışlardı fakat Abdi ve Abidin ölmüşlerdi biraz büyüyünce. Abbas kocaman bir horoz oldu ileride. Biz de onu kestik yedik. Pilavın içine koyduk. Doğanın kuralı lan bu duygusallığa bağlamayın.
Karınca, böcek, sivrisinek: İşte bu yaşımda da besleyebildiğim hayvanlar bunlar sadece. Karıncaya, böceğe yiyeceği temin ediyoruz. Sivrisinek o kendisi buluyor zaten bizi. Hatta bir gün bir tanesinin boynuna tasma takıp gezdiricem sokaklarda. Hahaha binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı. Tıkla