1 Aralık 2013 Pazar

İlk aşkım

7 yaşını doldurmuşum. 8'den gün alıyorum. Birinci sınıf bitmiş. Yaz tatili başlamış. Denize gideceğimizi söylüyor babam. Seviniyorum. "Kimlerle gidicez?" diyorum. "Hasan amcanlar ve Mustafa amcan var biliyo musun birahaneci?" diyor. Mustafa amcayı biliyorum. Birkaç kez birahanesine girmiştim. Vişne suyu içmişliğim bile vardı.

Tatile gideceğimiz gün geliyor. 2 araba gidiyoruz. Annemle babam Mustafa amcaların arabadalar, ben ise Hasan amcaların arabadayım. Hasan amcanın 2 kızı var büyük. Onlarla iyi anlaşıyorum. Tatil Edremit, Akçay, Burhaniye, Ayvalık taraflarında yapılacak. Benzin almak için duruyor arabalar. Önce biz alıyoruz benzini. Daha sonra Mustafa amcalar. O sırada onların arabasında bir çocuk görüyorum.

İleride bir yerde mola veriyoruz. Evet o arabada benden biraz büyük bir kız çocuğu var. Anneme "Ben sizin arabada gitmek istiyorum." diyorum. İzin vermiyorlar. Hasan amcanın kızları da "Biz seni bırakmayız." diyorlar. Mızmızlanıyorum ve dediğimi yaptırıyorum. Bu arabada daha çok eğleniyorum. Akşama doğru geliyoruz tatil yerlerinin olduğu yere. Büyükler alışveriş için dışarı çıkıyorlar. Çocukların çok uykusu olduğu için arabada kalıyorlar ama uyanıklar. Arka koltukta oturuyoruz. Konuşuyoruz ve ben hep onun 3. ya da 4. sınıf olduğunu düşünüyorum. "Sen kaçıncı sınıfa geçtin?" diyorum. "'2. sınıfa" diyor. Âşık oluyorum.

Hayatımın belki de en güzel üç günü geçiyor orada. Edremit'teki akrabalarımın evinde birlikte Reyting Hamdi izlerken uyuyakalıyoruz. Bungalovlarda kalırken onun yüzünü sinek ısırdığı için insan içine çıkmaya utanıyor. Deniz kabuğu toplarken o hep güzellerini buluyor. "Orda bir köy var uzakta" şarkısında ona eşlik edemiyorum. Birlikte deniz kenarında bütün gün koşturuyoruz.

Tatil bitiyor. Dönüş yolculuğunda yol kenarında mangal yapıyoruz. Oynamak için annelerimizden son kez izin alıyoruz. Yolun alt kısmındaki deniz kenarına iniyoruz ve onunla son kez oynuyoruz.

Yaz bitiyor. Okul açılıyor. Ben bütün arkadaşlarıma onu anlatıyorum. Sizin üst tarafta okuduklarınızın bir benzerini, muhtemelen daha ayrıntılısını. Geceleri erkenden giriyorum yatağa. Onun başrolünü oynadığı klasikleşmiş hayallerime her seferinde bir yenisini ekliyorum. Sırf onu düşünmek için erkenden yatıyorum.

Annem bir gün bu akşam onlara gideceğimizi söylüyor. O kadar çok onu düşünmüşüm ki, arkadaşlarıma anlatmışım ki, annem böyle bir şey deyince utanıyorum. Başım ağrıyor o akşam. Ağrımasa da ben ağrıtıyorum. Gitmiyorum. Ablam "Sen gelmedin diye ağladı." diyor. Seviniyorum. "Demek ki o da beni seviyor." diyorum. Sevmese ağlamaz.

Bir gün babamla birhaneye Fenerbahçe maçını izlemeye gidiyoruz. Ben yine vişne suyu içiyorum. Evleri birahanenin üst katında. Birhaneye giriyor. Babasının yanına gidiyor. Ekmek alıyor. Dönerken ben ona bakıyorum. El sallıyor bana. Utançtan geberiyorum. Bana el salladığını herkese anlatıyorum. Sevmese el sallamaz.

3 ve 4. sınıflarda kendime yeni bir oyun ediniyorum. Onun okula gidiş saatini ve okuldan çıkış saatini biliyorum. İkisini de yakalayabiliyorum. Haberi olmadan evlerinin önündeki caddenin karşısında bekliyorum her gün. Onun uzağından uzağından onu okula bırakıyorum. Dönüşte de uzağından uzağından onu okuldan alıyorum, eve bırakıyorum. Bu yazıyı okursa eğer "Vay psikopat." demesinden korkuyorum.

5. sınıfta okulum kapanıyor. Başka okula gitmek zorunda kalıyorum. Hayır hayır tabii ki de onun okuluna gitmiyorum ama onun okuluna daha yakın bir okula gidiyorum. En yakın arkadaşlarım ise onun okuluna gidiyor. Artık onu çok fazla takip etmeme gerek kalmıyor. Raporlar her gün geliyor. Tam bu dönemde cep telefonları denen şeyler gazete kuponlarına düşüyor. Babam bir tane alıyor. Ortak kullanıyoruz. Arkadaşlarımdan öğreniyorum onun da telefonu varmış ya da annesiyle ortak kullanyomuş işte, her neyse. Numarasını öğreniyorum. Mesaj atıyorum. Mesaj atıyor. Hatta bir keresinde saçma sapan da olsa konuşuyoruz. Dünyalar benim oluyor. Bana mesaj atıyor "Seni sev........m" ben de ona mesaj atıyorum "Seni sev........m" diye.

5. sınıftayken okul futbol takımıyla il birincisi olduğumuz için 23 Nisan'da stadyumda ödül alıyorum. O da kendi okulunun bando takımında. Benim ödül törenim bitince hemen onun olduğu yere gidiyorum. Yine uzaktan bakıyorum. Daha sonra stadyumdan okullarına giderken peşlerinden gidiyorum. Bir arkadaşı bana şunu diyor, hiç unutmuyorum "Bi kızın peşinden bu kadar koşulur mu hiç? Salak mısın?" Sonra onu diyen kız ileride benim arkadaşım oluyor, hatta şu an yaşadığım şehirde yaşıyor.


Başka eve taşınıyorlar sonra. Sabahları erkenden kalkıp evlerinin olduğu sokakta oturuyorum bütün gün. Belki onu görürüm diye. Bisikletimin rotası bellidir hep. Onun evinin etrafında çember çizerim.

Bu dönemde yaşanılanların somut kanıtı da var elimde. Tabii ki de günlük. Tam bir efsane. Neyse işte bir şeyler oluyor ve bizim muhabbetimiz bitiyor. Konuşmuyoruz artık. Hatta ben bunu günlüğümde "Bu aşk ya bitti ya da Fetret Devri'ne girdi..." diye anlatıyorum. Koçum benim be. 11 yaşında Fetret Devri'ni ne ara öğrendin de cümle içinde kullanıyosun sen?

Ona aşkım bu zamanlarda bitiyor. Artık ne yaptığını merak etmiyorum. Artık onu düşünmek için yatağa erken girmiyorum. Sadece unutamadığım bir anı şu var. Arkadaş ortamım büyüklerden oluşuyordu ortaokuldayken. Bir gün yine liseye giden iki abiyle dolaşırken yolun karşı tarafından onların tanıdığı kızlar geçiyordu. Abiler onlara doğru giderken bi tanesi elindeki sigarayı bana verdi tutayım diye. Neyse ben tutuyorum sigarayı. O sırada kafayı bi kaldırdım karşıdan o geliyor. Elim ayağıma dolaştı ve fırlattım hemen sigarayı. Abiler geldi sonra yanıma. Sigara yok. "Naptın?" dedi. "Abi bi tanıdık geliyodu. Elimde görmesin diye attım yere." dedim. Bir tanıdık.

Onun bunlardan hiç haberi olmadı tabii. Umarım bu yazıyı okumaz ve hâlâ da olmamaya devam eder. Tabii linke tıklamadıysa. :D Ama risk budur. Neyse işte. Biliyorum ki hiç sevmedi beni. Çocukluk aşkı ama yine de ona teşekkür etmek istiyorum. Kişiliğimin şekillenmesindeki en büyük rolü üstlendiğini düşünüyorum hâlâ. Saygılar sevgiler efendim.