19 Şubat 2017 Pazar

Sorun değil

Saçmalıklarımı dinleyecek insanlara ihtiyacım oluyor hep çevremde. Sanırım yanımdaki insanların sürekli değişmesinin sebebi de bu. Sıkılıyorlar. Ben çok anlatıyorum çünkü. Onlar sıkıldıkça ben daha çok anlatıyorum. Birisi gittikçe ben anlatacak başka birini buluyorum. Sevgilim de bu yüzden gitti galiba. Ben çok anlattım. O sıkıldı. O sıkıldıkça ben anlattım. Ben anlattıkça o gitti. İşte şimdi de onu birine anlatmak istiyorum. Gitmesinden korkmadığım birine.

Onun gitmesine üzülmüyorum. Defalarca gidebilir hayatımdan. Hatta bunu hobi hâline bile getirebilir isterse. Onunla ya da onsuz olmak artık benim için bir şey ifade etmiyor. Tamam kabul ediyorum. İlişkinin başlarında böyle değildi. Onsuzluğun düşüncesi içimi acıtırdı. Hani insan annesinin, babasının öleceğini kabullenemez ve düşünmek istemez ya, onun gibiydi işte. Düşünmeye cesaret edemezdim ben onsuzluğu. Bizden bağımsız cümlelerde geçen ayrılık kelimesi dönüp dolaşıp da içerisinde bizim de olduğumuz bir cümleye denk gelir diye başkalarının ayrılığını bile konuşmaktan çekinirdim ben onunla. Şimdi öyle değil. İstediği yere gidebilir. Gitmedi mi? Zaten gitti. Söyledim ya, defalarca gidebilir. Anlatabiliyor muyum? Üzüldüğüm tek şey hayallerim. Şimdi yoklar. Gerçekten olmamasına üzüldüğüm tek şey hayallerim. Öyle bir iki tane değil, çoktu benim hayallerim.

Dışarıya çıkmayı pek sevmediğimiz için çıktığımız zamanlar mekân bilmezliğimizden kaynaklanan sıkıntılar yaşıyorduk ve sonra da soluğu orta sınıf bir hamburger salonunda alıyorduk. Ardından da sahilde bira içerken buluyorduk kendimizi. Havanın sıcaklığı hiç önemli değil. Instagram hesabında 15 adet ayakkabılarımızın fotoğrafı olmuştu. Her seferinde ilkinden başlayıp sayardı ayakkabıları. Ayakkabıların olduğu her gün benim için tek günken o her ayrıntısına kadar hatırlıyordu 14 farklı günü. Yorumda ise her seferinde sadece bir surat gülüyordu. Anlaşmalı olarak intihar eden bir çiftin anlatıldığı romanı yeni bitirdiğimiz için uzaktan görünen Boğaziçi Köprüsü’ne bakıp bakıp atlamanın hayalini kuruyorduk. “Sen kesin son anda vazgeçersin.” diyordu. Muhabbet gereksiz yere uzamasın diye sadece “Vazgeçmem.” diyordum. “Yok yok kesin vazgeçersin.” diye uzatıyordu. Ben de inatla “Vazgeçmem lan.” diyordum. “Zaten bu ilişki bir gün bitecekse bunu bitiren sen olacaksın.” diyordu. “Ne alaka? Köprüden atlamaktan son anda vazgeçmekle bunun ne alakası var?” diyordum. “He yani son anda vazgeçeceksin köprüden atlamaktan.” diyordu. Bunu hep yapıyordu zaten. Kendisini haklı çıkarmak için kelimeleri kullanmaya bayılıyordu. Ben de her seferinde ona kanıyordum.

Tatilde olduğumuz bir yaz günü tutturdu “Sahilde ayın çıkışını izleyelim.” diye. “Denize de gireriz istersen.” diyordu. Denize girmek istemiyordum ama ayın çıkışını izleyebilirdim. Ayın çıkışı mı olurdu? Ben deniz olan bir yerde büyümedim. Biz akşamları gökyüzüne bakardık ve ay çıkmış olurdu. İlk kez böylesini duyuyordum. O gün ay öyle bir çıkmıştı ki, biz o çıkan şeyin ay olup olmadığına dakikalarca karar verememiştik. Turuncu ay mı olurdu hiç? Ben deniz olan bir yerde büyümedim. Biz akşamları gökyüzüne bakardık ve ay sarı olurdu. Gece uyuyana kadar ayı düşünüp toplamda 13 kez “Çok güzeldi ya.” dedik. Hadi ben deniz olan bir yerde büyümedim ama o neden bu kadar şaşırmıştı? Uzun zamandır görmemiş. Ona bağlıyordum.

Çalışılmış bir ön direk organizasyonu sonucu kornerden Mesut Özil’le attığı gol sonrası bana karşı aldığı tek galibiyeti ne zaman Play Station konusu açılsa yüzüme vuruyordu. Aslında rastgele atılmış bir goldü ama o kadar çok tekrar etmişti ki ben de kabullenmiştim artık onun dediklerini. “Pes atalım mı?” diye sordum. “Mesut Öziiiiiiiil” diye bağırmaya başladı. “Ön direkte Mesut. Öyle bir vuruyor ki, kalecinin topu çıkarması imkânsız. Hakem bitiş düdüğünü çalıyor. Real Madrid, Chelsea’yi 1-0 yenerek kupaya uzanıyor. Haydi Madridliler bu sevinç hepimizin.” diye bağırıyordu son ses evin içinde. Ben her seferinde gülüyordum bu söylediklerine. Kesinlikle yenilgiyi kabul etmiyordu. Ağlayarak oynamayı bıraktığı oyunlarımızın sayısı hiç az değildi. Kelimelikte telefonu zorla elimden alıp “Teslim ol.” seçeneğine kim bilir kaç kere basmıştı? “Aynı takımda olalım mı?” dedim. “Yok yok. Karşılıklı yapalım da koyayım sana.” dedi. “Doymadın be yenilmeye. Ağlarsın yine ama.” dedim. “Mesut Öziiiiiiiil” diye bağırmaya başladı tekrar. 

Düğünlerden nefret ederim. O da nefret ederdi. Söylemişimdir belki önceden. Kuzeninin düğünü vardı geçen yaz. Beni de çağırdı. Birlikte gittik düğüne. Düğünlerden nefret eden ben, müstakbel damat olarak bir düğünde bulunduğum için daha da nefret etmiştim. Dans ettik orada birlikte. Sanki bütün salon yemeğini, içkisini bırakmış bizi izliyormuş gibi gelmişti. “Hani sevmiyorduk düğünleri.” dedim. “İşte bazen böyle sevmediğimiz şeylerin tam içerisinde olabiliyoruz.” dedi. Ben o gün sadece dans ettim. O oyunların yarısına katıldı belki de. “Bir daha düğün sevmiyorum dersen seni döverim.” dedim. Güldü. Bütün gece boyunca insanların aslında bildikleri soruları cevaplamaktan sıkıldım. Ne iş yapıyorsun? Ailen nerede yaşıyor? Aslen nerelisiniz? Baban ne iş yapıyor? Ben o günden beri düğüne gitmedim bir daha. Bak aklıma geldi, iki ay sonra bu sefer benim kuzenimin düğünü var. Sanırım gitmek zorundayım. Yoksa kimse de benim düğünüme gelmezmiş. Gelmesinler.

Yanımda olduğu zamanlar hep bir şeyler anlatıyordum ona. Sürekli saçmalıklarımdan bahsediyordum. Sanki gereksiz konuşan hep ben oluyordum. Uzun bir süre anlattıklarımla ilgilendiğini düşündüm. Yanıldığımı görmeye başladığım zaman da kabullenemedim. İnsanların birbirini birdenbire terk ettiğini kabullenmem de geç olmuştu zaten. Şimdilerde bütün kabullenemeyişlerimin üzerine gidiyorum. Hayatımda hiç bu kadar cesur olmamıştım. Bu arada beni dinlediğin için teşekkür ederim. Muhtemelen sen de gideceksin. Sorun değil. Gitmenden korkmuyorum. Artık gitmelerin hiçbirinden korkmuyorum. Sadece hayallerimin gitmesinden korkabilirdim ama söylediğim gibi artık onlar yoklar ve ben bunun için gerçekten çok üzülüyorum.

2 yorum:

  1. insanlar gittikçe kendi kendine anlatmaya başlıyorsun.ya kendini bağrına basıyorsun ya da niye gittiklerini daha iyi anlıyorsun.

    YanıtlaSil
  2. Sen hep anlat bavul.

    Sevgiler,
    Kisa sacli bir ingilizce ogretmeni

    YanıtlaSil